Thursday, September 14, 2017

Karışık,Tatilin Son Günleri 🍁


Bu başlığı atmak ben de istemezdim...

2017'nin yazı benim için oldukça yoğundu.Önceki yazlarım gibi sadece bilgisayar odaklı geçmedi.Gerçi yine günümün çoğu bilgisayar başında geçiyor (bundan gayet mutluyum) ama yanı sıra bir sürü şey de yaptım.Yaz başında ders çalıştım.Aslında hedefim ygs konularını bitirmekti ama çok daha farklı bir yol izleyip test çözme rutinime döndüm.Testlerdeki yanlış verdiğim konuların tekrarını yaptım.Maksimum iki ay düzenli şekilde çalışmışımdır ki iyi bir süre.Verim de yüzde altmış falandır (her şeye oran vermeye bayılırım) sonra seyahatler bir hayli fazlaydı.Gökçe'nin bize gelmesi gibi beklenmedik ama güzel şeyler oldu...bol bol anime-film izledim..kitap okumaya çalıştım..kısmen gördüğünüz gibiydi işte.Bir yazı daha uğurlamış oldum,hatta arkasından çoktan el salladım :')

Geçenlerde twitter'de yabancı bir post gördüm.2017 Yılının yüzde altmış dokuzunun bittiğini söylüyordu.Ekrana öyle bakakaldım.Şaka gibi,koca bir yılın yüzde altmış dokuzu bitmiş ama benim adıma akılda kalan, güzel olan şeyler birkaç tane.2016'nın farklı bir versiyonunu yaşıyor gibiyim.Bu yüzden okul da eskisi gibi ''bu yıl iyi geçecek'' şeklinde heyecanlandırmıyor beni.Aynı şeyleri programlanmış gibi yapmaya devam edeceğim.Hatta tempo bir tık artacak.

Şu birkaç haftam fena geçmiyor,haklarını yiyemem.Sonbaharı boşuna sevmiyorum,beni farklı bir havaya sokuyor.Kesit kesit paylaşayım.




13.09.2017

Bize bir gaz geldi Çarşamba dedik ki hadi kütüphaneye ders çalışmaya gidelim.Peki ya sonra ne oldu? Kütüphanenin girişinde güvenlik görevlisi tarafından otobüsten indirildik,üyeliğimiz olmadığı için içeri alınmadık,geldiğimiz yolun bir kısmını yürüyerek geri döndük,Starbucks'a oturduk,sohbet etmekten max 1.5 saat çalışabildik.Tam bizlik bir hareket olduğundan kimse şaşırmadı,halimizden memnunduk ♥

Daha önce sizlere anlatabildiğim için bir gelişme daha söyleyebilirim.Aynı günün akşamında da yeni bir psikiyatristle görüştüm.Öncekinden çook çook daha güzel ve verimli geçti.Devamı gelecek diye planlıyoruz.Böyle :')

Zamanı geriye saralım.

Salı günü sabahtan abim gitti.Her gidişinde ev bir anda sessizleşiyor ve benim için daha sıkıcı oluyor.Keşke yanımızda okuyabilme şansı olsa,hepimiz için daha mutlu edici olurdu.Vedaları hiç sevmiyorum,zaten kim sever ki?

Bu yaz üniversite hakkında sohbet ederken abim evde kalmanın zorluklarından da bahsetti.Eskiden olsa uzak gibi gelirdi ama galiba baya yakınlaştım.Hazırlık okumasaydım büyük ihtimal seneye yaza üniversiteliydim.Zaman sudan hızlı.Kendimi hayal ettim.Galiba evden ilk ayrılışımda çok fazla ağlarım.Hiç yalan söyliyemiyeceğim bu konuda.Zor bir şey.Bir yandan da şöyle düşündüm.Zaten zor şeyleri kimse zevk alarak yapmıyor,zorunluluk.Sen de yapacaksın,alışacaksın.Böyle düşününce rahatladım,kendime gayet doğru bir öğüt verdiğime inanıyorummm.

Önceki günlerde bizimkilerle kahvaltıya gittik.Parkta zaman geçirdik,kahve içtik.Huzurlu bir gündü,buraya da pinliyorum.


Yapraklar bir hayli dökülmüş.Gölgeler serin.Oh miss.


Planner'ın eksik kısımlarını tamamladım sıkıntıdan.Çirkin oldu ya,cıks beğenmedim ben bu seneninkini.Seneye tarihli ajanda alacağım.Ben öyle süslemeli güzel şeyleri beceremiyorum.Daha doğrusu zamanımı ayıramıyorum.Eskisi gibi ajandaya devam edeceğim,kafam rahat olsun.

Bu Cumartesi dershanenin sınıf belirleme sınavı var.Gerilmemeye çalışıyorum ama birazcık öyleyim.Nedeni sınavda neler olacağı değil sonrasında başarısız olma ihtimalim.Ah bu mükemmelliyetçilik.Şans dileyin,dua edin,pozitif enerji gönderin...ihtiyacım var! xo

Her şeyin gönlümüzce olması dileğiyle,

ÇAV.






Monday, September 11, 2017

Mahou Shoujo Madoka★Magica - Anime


みなさん こんにちは!

heyo!

(myanimelist hesabım: tık)

Çok severek izlediğim ve kısa sürede bitirdiğim bir animeyi daha sizlere öneriyorum.Büyük ihtimal yazın izlediğim son anime oldu.Gönül ister ki okullar açılmadan bir seri daha izleyebileyim.Göreceğiz.

Öncelikle animenin konusundan bahsedeyim.Kulağa biraz çocuksu gelebilir.Dünyada insanları kötülüğe sürükleyen cadılar var.İnsanların bedenlerine girerek onları kötü şeyler yapmaya,intihara sürüklüyor.Yine görüyoruz ki Japonya'da çokça yaşanan intihar olayları bir anime de daha farklı şekilde konu edilmiş.Bu insanları kurtarmaya çalışan fotoğrafta gördüğünüz büyücü kızlar da ana karakterlerimiz.Her biri Kyuube denilen duygusuz bir tavşanımsı canlı tarafından tek dileklerini gerçekleştirmek karşılığında büyücü kıza dönüşüyorlar.Aynı zamanda cadılarla savaşabilecekleri bir özel güç ve kostüm kazanıyorlar.Fakat aslında bu dönüşüm hakkında bilmedikleri şeyler sonradan şok edici bir şekilde ortaya çıkıyor.

En basit haliyle anlatmaya çalışsam da animenin içeriği izledikçe bambaşka bir hal alıyor.Minicik bir spoiler vermem gerekirse yine zamanda yolculuk konusu işlenmiş.

Kapağına bakıp izlemeye başladığımda bana çocukluğumun animesi Sailoor Moon'u hatırlattı.Fakat daha sonra hiç de o kıvamda bir anime olmadığı anladım.İçinde bulunduğumuz dünya düzeninin çirkinliklerini anlatan birçok olaydan imgeleştirerek bahsediliyor.

Çizimlerini de farklı buldum.Mesela cadılar insan formunda değil.Hani şu canavarların anlatıldığı 3 boyutlu kitaplar var ya onlar gibi resmedilmiş.İlk bakışta çocuksu bulabilirsiniz ama izledikçe çizimler hoşunuza gitmeye başlıyor.






En sevdiğim karakter üst gifteki karakterimiz Homura Akemi oldu.Seriyi izleyen birçok kişinin de favorisi o.Arkadaşlarını kurtarma çabası beni yer yer duygulandırdı.Aynı zamanda savaşma özelliklerini de çok sevdim.Bir nebze de Sailoor Moon'daki karakterim olan Rei Hino'ya benzettim.Sonuç olarak favorim olmaması için sebep kalmadı :)


さよなら!








Friday, September 8, 2017

Before Sunrise/Sunset/Midnight - Üçleme Film


Hayatımda izlediğim en güzel romantik film.

Before serisini Youtube'da takip ettiğim ve önerilerini dikkate aldığım Nilüfer Baş sayesinde keşfettim.İlk filmin afişini daha önce görmeme rağmen romantik filmlere olan ön yargımdan izlememişimtim.Daha sonra şans vermek lazım deyip seriyi izlemeye başladım.Dosdoğru bir karar vermişim!

Romantik filmlere ön yargım basmakalıp aşk filmleri-dizileri yüzünden.Yakışıklı bir erkek güzel bir kadın.Erkek gücün temsili niteliğinde kızın hayatında sürekli hüküm sürme derdinde,kadın halinden memnun tek istediği adamın onun hayatında olması bla bla bla midemi bulandıran saçmalıklar.Bir de çoğunun sonu ya ölümcül ayrılıklar ya da evlilikle biter.Bu tarz filmlerin insanları aşka değil birini bulmaya inandırmak istediğini düşünüyorum.Yani biriyle çıkmanız şart,erkeksen kadının hayatına baskın olacak,kadınsan azıcık saf ve aptal olacaksın...en başta güzel/yakışıklı değilseniz aşık olamazsınız zaten(!)

Fakat bu seri tüm bahsettiğim klişe şeyleri altüst etmiş.

Before Sunrise 

1995 yapımlı ilk film çiftimizin tanışma hikayesini anlatır.Fransız kızımız Celine evine, Paris'e dönmektedir.Amerikalı Jesse de eve dönüş uçağı için Viyana gitmektedir.Tesadüf eseri trende karşılaşıp,tanışırler.Bir çılgınlıkla Celine Paris'e gitmekten vazgeçip Jesse ile Viyana'da iner.Film boyunca yeni tanışan bu iki insanın konuşmalarını izleriz.Aynı zamanda bir belgesel tadında Viyana'yı da gezmiş oluruz.

Serisinin en sevdiğim 2. filmi olmakla birlikte Sonbahar havasını da en çok hissedebileceğiniz filmi.Yani bugünlerde seriye başlamanız oldukça güzel bir zamanlama olur.

Üçlemenin ilki olduğundan karakterlerin konuşmaları çok daha düşüncelere,planlar ve geleceğe yönelik.Abartı bir aşk yok,gerçekten duru bir sevgi var.Karakterler bunu kendilerine itiraf etmeden hissedebiliyorsunuz.Oyunculuklar efsane...tam anlamıyla EFSANE.



Before Sunset

Üçlemenin ikinci ve en sevdiğim filmi 2004 yapımı,yani ilk filmden 9 yıl sonra çekilmiş.İşte bu seriyi özel yapan şey de bu.Karakterler gerçekten büyüyor.Yaşlandırma,efektler vs. yok.Oyuncuların dokuz yıl sonraki haline tanık oluyorsunuz.

İkinci film Paris'deki karşılaşmalarıyla başlıyor.Aklınıza türlü türlü soru gelebilir.''9 yıldır nasıl görüşmezler?'' gibi mesela.Aslında biraz bahsedeyim diye düşündüm sonra vazgeçtim.Çünkü üçlemenin en kilit olayları 2. filmde.En ufak bir bahsetme bile sihri bozar,siz de spoiler yemeden izlemeye çalışın.

Dediğim gibi film Paris'de geçiyor ve yine çiftimiz Parisin muazzam huzurlu sokaklarında dolaşırken yaptıkları sohbetlerine eşlik ediyoruz.Ee dokuz yılda bir sürü şey yaşadıklarından bunları da öğrenme şansı buluyoruz.Bana kalırsa serinin en dramatik filmi de bu.Özellikle ikinci filmde Celine karakterine çok yakın hissettim.İzleyenler bilir,o arabada yaptığı konuşmada gözlerim doldu.Aralarındaki sevgiyi ve Celine'in anlatmak istediğini tam anlamıyla hissettim.

Bu filmde sohbet içerikleri de daha bir olgun.İşin gerçek kısmı da bu.Eskisi gibi daha havada konular yerine dünyadaki sorunlardan bahsedip bazı sosyal gerçekleri dillendiriyorlar.Yalnız bu kamu spotu gibi değil bir konuşma anında geçtiği için siz de dahil olmuşçasına zaman zaman karakterlere hak veriyor bazen de katılmıyorsunuz.



''Kimseyi kimsenin yerine koyamazsın...kayıp olan kayıptır.''

Before Midnight

Ve bir 9 yıl daha geçer.Yer Yunanistan,çiftimiz bu sefer beraber çıktıkları bir tatilde.Yine üçüncü bir göz olarak çiftimizin yanında dolaşıp sohbetlerine dahil oluyoruz.

Karakterlerimiz 40larına geldikleri için konuşmaları artık çok daha gerçekçi şeylerle,problemlerle ilgili.Sevgileri de eskisi gibi değil.Üçlemenin en gerçekçi filmi de sonuncusu.Birbirine hala aşık olan iki insanın hayat şartlarıyla,kadın-erkek düşünce sistemiyle ilgili çatışmalarına şahit oluyoruz.

Aynı zamanda bu serinin adının neye dayandığını da öğreniyoruz.Yemek masasındaki yaşlı kadının yaptığı o güzel konuşma bütün aşk olayını çok güzel anlatır cinste.Hiçbir zaman unutmayacağım.





İyi seyirler.




Wednesday, September 6, 2017

Yaz Tatili,Sonbahar ve Birtakım Şeyler ✨☕


Heyo.

Dün bir yazıyı yarılayıp sildim.Bir kez daha denedim,yine beğenmedim.Umarım bu sefer kafamda dolaşan cümleleri doğru bir şekilde aktarıp yayınla yazısına tıklayabileceğim.

Bodrumdan döneli 1 hafta kadar oldu.The Luvi adlı bir otelde kaldık.Oylamam gerekirse 5 üzerinden 3 puan veririm.Antalya ve Bodrum bölgesinin tatil anlayışı tamamiyle zıtmış.Bodrumda otel içinde pek farklı şeyler yok ve odalar konfor bakımından eksik.Çünkü istiyorlar ki gelen müşteri çıkıp Bodrum'da zaman geçirsin,gece hayatına karışsın.Bunu planlayan animatörleri bile var.Antalya'da ise müşteriyi içeride tutmak için türlü türlü tesis yapıp etkinlikler düzenleniyor.Tur rehberimiz otel ile ilgili eleştrilerimize bu şekilde karşılık verdi,oldukça mantıklı.

Annem olmadan tatile gittiğimizden biraz sıkkındım ama hiçbir şey düşünmeden 5 günü yorula yorula geçirmek de pek iyi geldi.Bodrum merkezi de gezdik.Valla ne yalan söyleyeyim medyada yansıtıldığı kadar mükemmel bir yer değil.Şehir planlaması,kafeler,evler şirin mi şirin;marinası huzur dolu.Ama bunun yanında daracık sokaklarda insan kalabalığından zik zak çizerek yürümek sinir bozucu.Bolca yabancı turist ve onlara bir şey satmak için uğraşan esnaf var.Klasik bir tatil bölgesi anlayacağınız.Eğer gece hayatınız yoksa ya da içki içmiyorsanız pek eğlenebileceğiniz bir yer değil.Özellikle aile tatilleri için biraz sıkıcı.



Otelin peyzajı çok başarılı.




Tatilde yapmayı en sevdiğim şeylerden biri havuz-deniz başında kitap okumak.Okuduğum kitap tatil süresince bitirdiğim ''Amok Koşucusu''en son yazdığım yazı da onunla ilgili.




Marina





Heykelleri seviyorum,delicesine.

Herodotos - Artemisia - Kral Maussollos


Dönüş yolunda son anda bir kararla İzmir'de yaşayan teyzemlere uğradık.Spontane bir şekilde kuzenim Gökçe de bizimle geldi.Çook sevindim.Daha önce size Gökçeyi anlattım mı bilmiyorum..anlatmış olmam lazım.Hani İzmir'de beraber takıldığım kuzenim.Yıllardır arkadaşız ve her türlü sırrımızı birbirimizle paylaşırız.Hem kuzen hem yakın dost yani.Birbirimize ''seta'' deriz.Bu lakabı Gökçe bulmuştu, sanırsam bir çizgi filmden falandı.Çocukken karar verip o yaştan sonra da birbirimize öyle seslenmeye başladık.

Gökçe'nin gelmesi ikimiz için de iyi oldu.Zaten de zor bir yıl bizi bekliyor.Yiyip içip gezip stres atmanın tam zamanı değil de ne? Her gün yapacak bir şeyler bulup dışarı çıktık.Geceleri film izledik.Aşırı keyifli ve yorucu bir 5 gün geçirdik.Keşke daha fazla kalabilseydi.Artık seneye inşallah.




Sonbaharın ilk kahvesi içilmiş oldu!


Eveet,beklenen mevsim Sonbahar da geldi.Gölgesi soğuk havaları,sıcacık içilebilen kahveleri ve kalın giysileri özlemiştim.Bu açıdan çok huzurlu ve mutlu hissediyorum.Sonbahar en sevdiğim mevsim.Diğer bir yandan okulun açılacak olması fena halde geriyor.Yeni bir okul binası,servise binmek,aynı zamanda okulla beraber başlayan yeni dershane.Üstüne üstlük geçen senelerden çok daha fazla çalışmam gereken bir yıl.Beni adım adım bekleyen bir Üniversite sınavı...saymakla bitmeyen çirkin ama zorunda olduğum şeyler.

Pozitif olabiliyorum ama pozitif kalamıyorum.Mutlu uyandığım bir günde illa üzülüyorum.Ya da mutlu hissettiğim bir anda illa bozuluyorum.Planner tutmayı resmen bıraktım.Kendime zorunlu tuttuğum ama çok da mühim olmayan ne varsa yavaş yavaş bırakmak istiyorum.Canım isterse tekrar hayatıma alırım.Daha birçok planım var ama bildiğim,tekrardan duyduğum bir söz kafama dank etti.''Planlarını değil,sonuçlarını paylaş.'' Şimdilik en güzeli.Kafam karmakarışık.Okullar açılmadan her şeyi düzene sokmalıyım.En önce de zihnimdekileri.

Çav.



Saturday, September 2, 2017

Amok Koşucusu - Kitap


Yine bir Stefan Zweig kitabıyla sizlerleyim.


Tatilde 5 gün gibi bir sürede bitirdim.


Yazarın okuduğum dördüncü kitabı Amok Koşucusu oldu.Adını en çok duyuranı olmakla birlikte başyapıt niteliği de taşıyor.

Kitap 7 tane birbirinden bağımsız ama teması ortak hikayeyi anlatıyor.Her hikayede bir insanın hayattan nasıl koptuğundan,psikolojik çöküntülerden bahsediliyor.Genel anlamıyla size negatif duygular yaşatan bir kitap.En azından ben kitabın sonunda bu şekilde hissettim.Fakat bir yandan da anlatılan hikayelerin içeriğini o kadar sevdim ki bazılarını tekrar tekrar okuma gereksinimi duydum.

Hikayeler:

1.Bir Çöküşün Öyküsü (⭐)
2.Madalya
3.Bezginlik
4.Amok Koşucusu (⭐)
5.Ay Işığı Sokağı
6.Leporella
7.Leman Gölü Kıyısındaki Olay

Stefan Zweig her kitabında size ne hissettirmek istiyorsa onu hissettiriyor.Onun kitaplarını bu şekilde özetleyebilirim.Sizi üzmek istiyorsa üzer,mutlu etmek istiyorsa eder.Çünkü duyguları,insanın varoluşundan gelen şeyleri o kadar duru ve güzel anlatıyor ki bir insan olarak empati yapmamak için hiçbir sebebiniz kalmıyor.Her satırda olayları çok net bir şekilde aklımda canlandırıp zaman zaman kendimi aynı durumların içinde hissettim.Karakterin yaşadığı duygulara içten içe ortak oldum.

Kesinlikle en az bir kitabını okumanız gereken önemli ve büyük bir yazar.Özellikle Amok Koşucusu'nu okuduktan sonra bu cümleyi gönül rahatlığıyla kurabilirim.

Alıntılarım:

''Güvenmenin koşulu dürüstlüktür,mutlak bir dürüstlük.''
''Bu kahrolası yalnızlıkta,insanın ruhunu kemiren,iliğini kemiğini kurutan bu lanet olası ülkede utanmayı unuttum ben.''
''Belirli bir amaç için yaşanmayan bütün hayatlar bir yanılsamadır.''
''İnsan her şeyini kaybettiğinde son şey için ümitsizce savaşır.''
''İnsanlara yabancılaşmışsınız doktor,bu da bir tür hastalık.''


🚬