Thursday, August 24, 2017

Eve Dönüş 🌾


Sonunda eve döndüm ve yazıyorum! ☕

Daha önce bahsettiğim gibi annemle beraber memleketimiz Osmaniye'ye gittik.Otobüs yolculuğumuz berbattı.17 Saat boyunca şekilden şekle girip uyumaya çalıştık,sinirlerim alt üst oldu.Hele dönüş yolu iğrençti.Yüzümde sivilceler çıktı,ayaklarım mahvoldu...kazasız belasız geçti,şükür.Aklınıza uçakla neden gitmediğimiz geliyorsa  o şekilde de fazla aktarmalı oluyor ve uzun sürüyor.Annem bir kez o şekilde gitti,rezil oldu.O sebepten otobüse katlanmak durumunda kaldık :__

Osmaniyeyi 4 yıl sonra görmek farklı hissettirdi.Hiçbir şey değişmemiş aynı zamanda değişen çok şey de var.Mesela yemekler hala mükemmel.Bol mezeli kebap,pekmezli simit,yer fıstığı yedim; acılı şalgam içtim.Hepsi aynı kalitede ve lezletliydi.Fakat değişen şeyler bir nebze üzücü.Annemle çarşıya çıktığımızda kendimi yabancı bir ülkede hissettim.Sanki Arabista'nın bir şehrinde turist gibiydik.Çok fazla Suriyeli göç etmiş.Hatta bazı dükkanların tabelaları Arapçaydı,kesinlikle rahatsız edici.Irkçı biri kesinlikle değilim insanları sadece iki kategoride değerlendiririm iyi veya kötü.Fakat bu kadar fazla insanın bilinçsizce şehirlerimize alınması apaçık yanlış.İşin haksız tarafı da şu ki dükkanlarından vergi bile alınmıyormuş.Yani bizim insanımız eşek gibi çalışıp para biriktirirken onlar vergisiz bir şekilde iş yeri yürütebiliyor.Korkunç.Bu sosyal hayata da yansımış.Osmaniye hiçbir zaman çok modern bir kent değildi,bunu biliyorduk.Fakat bu sefer çarşıda olmak kat ve kat rahatsız hissettirdi.Adana tarafı da farksızdı.

Her şehirde olduğu gibi Osmaniye'nin de güzel yerleri var tabi ki.Teyzemlerin evinin olduğu Mitisin Yaylasına çıktık.Her yer ağaç,yeşil; Osmaniye'nin nefes aldırmayan sıcağından sonra soğuk bir hava,birbirinden tatlı evler ve uzun zaman sonra gördüğüm akrabalarım...inanılmazdı ♥

Bol bol fotoğraf çektik,sizlerle de paylaşayım.



Biz :')


Bu eve bayıldım.


Oksijen!


Her tarafta böğürtlenler vardı,bol bol yedim ve topladık.


Burası bana Karadeniz'deymiş hissi verdi.Yaylaların birbirine benzerliğinden olsa gerek.


Buz gibi kaynak suyunun tadı mükemmeldi.

Yaylada iki gün kaldıktan sonra şehre döndük.Annem ve teyzemler ''winter is coming'' deyip kış için konserve hazırladı.Ayrıca patlıcan,yer fıstığı,mercimek gibi memleketimizde güzel olan şeylerden oluşan koliler yaptık.



Dönüş yolunda fasulyelerin kapakları açık kaldığından bozulmuş olduğunu fark ettik :(

Eve döndüğüm gibi eşyalarımı yerleştirip ılık bir duş aldım.Sonra mışıl mışıl uyudum.Uyandıktan sonra ilk işim bilgisayara oturmak oldu.Bir hafta boyunca az çeken bir internetle idare etmek zordu.Youtube'da biriken videolarımı izledim,blog okudum ve az önce de Game Of Thrones'un son iki bölümünü izledim.Altıncı bölümün son sahneleri dışında hiç beğenmedim.İşleri fazla oldu bittiye getirmişler,belli başlı mantık hataları vardı.Umarım finali sağlam yapabilirler.Heyecanla bekliyorum.

Şimdiki planımız -yine bir yıllar sonra- Bodruma tatile gitmek.Bir 5 gün de orada kazasız belasız geçirdikten sonra Sonbaharı evde karşılıyorum.Bıraktığım yerden ders çalışmam lazım.Okulların açılmasına az kalmışken belki okul ile ilgili yazı serisi de yaparım sonra yüzmeye devam ederim ya da yine kaldığım yerden evde yogaya..Kafamda türlü türlü planlar var.Galiba onları gerçekleştirmek için yapmam gereken şu bir haftanın yorgunluğunu atabilmek için iyi bir tatil geçirmek.

Hadi bakalım


Çav.








Thursday, August 10, 2017

Birtakım Heyecanlar ve Planlar 🌻



Sonbaharın gelmesine az kaldığı için çok heyecanlıyım.Yaprakların sararmaya başlamasıyla içimi bir huzur kaplıyor.Kahveyi artık rahat rahat sıcak içmeye başlayabilirim,bot ve ince hırka kombiniyle yürüyüş yapabilirim,şehrin güzel fotoğraflarını çekebilirim,arkadaşlarımla favori kafemizde saatler geçirebilirim,evde pinekleyip yağmurlu havayı izleyebilirim...liste uzar gider.Heyecan dorukta yani! Bir ilkbahar çocuğu olarak bu düşüncelerim doğum tarihime ihanet mi acaba? Hem koç burcuyum hem de sonbahar sevdalısı! yis.

Bu hafta genel itibariyle (bu tamlamayı ilk kez kullandım) güzel ilerliyor.Hafta boyunca yüzmeye gittim hatta bugün 20 saniyelik soluklanmalarla 50dk serbest yüzüş yaptım.Kollarım ve bacaklarım hala yorgun ama kendimi hafif gururlu hissediyorum,küçük başarıları seviyorum.

Pazartesi günü yolcuyum.İnşallah kazasız belasız Osmaniye'ye gideceğiz.(Haritada yerini biliyorsanız bravo) Yol babama göre 19 annemin dediğine göre 21 :') Her türlü uzun anlayacağınız.Fakat benim için sorun değil araba yolculuklarını seviyorum.En önden aldık hem de biletleri karşıdan yolu görmek rahatlatıyor.Güzel ve uzuuun bir playlist yapmam lazım, zaten max yolculuğun ilk 4-5 saati kulaklıkla kalabiliyorum sonra sıkılıp başka şeylerle uğraşıyorum.Gece de uyumaya çalışırım,vakit geçip biter.

Osmaniye'de yapacak şeyler götürmem lazım.İnternetsiz eve giden bir ergen olarak canım fena sıkılır aksi takdirde.Kitap olarak İrfan Değirmenci'nin Bir Uyuyup Uyanalım'ını alacağım.Ya ben bu kitabı adam kendi fikirlerini yazdı falan diye aldım bir hikaye çıktı.Sevdim desem yalan olur..bir de aldığı kitabı bitirmeden kitap almama takıntısı olan biri olarak el mecbur bitireceğim.Belki ortalarına doğru güzelleşir,severim.Bir umuttur yaşatan insanı diye ben...Osmaniye'ye dair yapılacaklar listesi düşündüm,valla hepsi yeme içme..homini gırlat homini gırtlar nereye kadar!?


  • O bol mezeli Akdeniz lokantasında kebap ye!
  • ACILI ŞALGAMM iç (aşk)
  • Yer fıstığı depola
  • Mevsimiyse Kızılcık al!
  • Nişastasız buzlu bici bici iç-ye :')
  • Damdaki goruklar olmuşsa tuzlayıp mideye indir (ağzım sulandı)
Planlarım bu kadar hepsini yiyip içip geliyim benim için tamamdır *-*

Hayal kırıklığı yaşamaya çokça eğilimli biri olarak yine de beklentilerimi 0'ın altında tutarak gideceğim.Bu kafada olmak güvende hissettiriyor.Bir şey hakkında üzülecek olsam bile  ''biliyordum ki'' diyebiliyorum.Biraz kaygıdan biraz karakter biraz da karamsarlık tabi.

Memleketten döndükten sonra direkt tatile gideceğiz gibi gözüküyor.Yani Çanakkale'ye tam Sonbahar başlangıcında döneceğim ki bu sevindirici.Fakat sonrası üzücü,çünkü okullar...18 Eylül.

Zaten okulların açılacak olması yeterince saç baş yoldurucu iken bir de merkezdeki güzelim tarihi binalı okulumuz taa şehrin dışına taşınmış.Abimin dediğine göre bu bir proje.Okulları bir araya şehir dışına getiriyorlar.Mesela Fen Liseleri de öğrencilerin dışarıdan etkilenmemesi için hep şehir dışında yakınlardadır.Ama bana ne ya...dershaneye de başlayacağım, her sabah servis sonra otobüs sonra tekrar otobüs ve ev yapmak yorucu olacak.Ki bu da her sabah çok erken kalkmam demek.Ah bekleyemediler iki yılcık.İyi taraftan okulumuzun taşındığı yer ormanının içi gibi,belki güzel fotoğraflar çıkar,manzarası fena değildir...kendimi rahatlatıyorum...

Okul demişken şaka maka 11. sınıfa geçtim hatta hazırlık olmasaydı 12. sınıf yani lisenin son sınıfı oluyordum.Of ya, bu zamanlar hızlı geçer diyenlere inanmazdım ama cidden öyle.Resmen üniversite sınavı için çalışmaya başladım,artık bu konu bizzat beni alakadar ediyor.Sınav heyecanım yoktur ama emeklerimin boşa gitmesi düşüncesi korkunç.Şimdiden kendimi korkuyla yiyip bitirmemem lazım,son sınıfta bol bol yaşarım..depolansın.

Hedeflerimde kararlıyım,değişmediler.Hatta hukuk okuma isteğim arttı.Hakkında bilgi edindikçe,okudukça hevesleniyorum.Yapabileceğim işleri hayal ediyorum.Mesela şirket avukatı olmak çok cazip geliyor.Bir yandan da duruşmalara da girmek isterim.O işin en güzel tarafı zaten.Böyle şeyler düşlüyorum işte.Her şey bir an önce olsun istiyorum.Hemen hukuk okuyayım,yurt dışına çıkayım,dünyadaki istediğim bütün şehirleri göreyim,avukat olayım,işimde başarıyı yakalayayım,istediğim tarzda bir ev dekor edeyim.Hepsi bir çırpıda olsa keşke.Yine çalışarak yapabileceğim şeyler olması umut verici,imkansız hayaller değiller.Hatta hayalden çok hedef denebilir bile.

Bazı psikolojik bunalımlar da yaşadım tabi son zamanlarda.Bahsedesim yok.Çünkü bahsedersem kaygılar gerçeğe dönüşür gibi bir korku yaşıyorum.İçimde kalsınlar,elbet giderler(?)

Ben de gideyim o halde.



çok sevdim.





Friday, August 4, 2017

Boku Dake ga Inai Machi // Steins Gate - Animeler (Zamanda Yolculuk) ⌛


Animelerden bahsetmeyeli epey oldu.Son dönemde 3 tane anime bitirdim.İki tanesini çook beğendim ve ortak konularda olduklarından bir arada sizlerle paylaşmak istedim.

İki animenin de konusu başlıkta belirttiğim gibi zaman.Zaman konulu filmleri,animeleri vs. seviyorum çünkü zamanın varlığı,yolculuk yapılıp yapılamayacağı benim de merak ettiğim konular arasında.Üzerine yazılan teorileri okumak aşırı zevk veriyor,ben de kendi kendime bir şeyler üretiyorum.Mesela bence zaman diye bir şey yok,insanlar onu kontrol etmeye çalışarak aslında hayatımızın ne kadar kısa olduğunu ortaya çıkarıp dünyadaki verimliliği düşürdü.Bunun dışında bana kalırsa parelel evren de gerçek.Bunun benim için en büyük örneği bazen hatırladığımız çocukluk anılarını ailemize vs. anlattığımızda hiç yaşanmamış gibi tepki vermeleri.Oysaki eminim.Yani iki evren bazen çakışıyor ve ikisinin ortak olduğu noktalarda anılar da birbirine geçiyor (ZEKA) Kısacası iki animeyi de bu açıdan çok sevdim.Aynı zamanda ikisi de oldukça popüler seriler,seveni fazla.



Boku Dake Ga Inai Machi

Baş karakterimiz manga yazarı Satoru Fujinuma'nın zamanı geri sarıp kelebek etkilerini değiştirerek ölüm ve faciaları engelleyebilme gibi bir özelliği vardır.Bir gün kendisinin katil olacağı vahim bir olay yaşar.Kendini kurtarmak için zamanı geri sarar fakat çok öncelerine gidip Kayo Hinazuki'nin kaybolmasıyla başlayan çocuk cinayetlerinin yaşandığı ilkokul dönemine dönmüştür.Bunun sonucunda da kelebek etkisini değiştirip kendini gelecekteki katil rolünden kurtarmak için büyük bir işin üstesinden gelmeye çalışır.Gelecek onun ellerindedir.

Anime 12 bölümden oluşuyor ki bunu çok sevdim.İşler sakız gibi uzatılmamış.Her bölüm ayrı bir heyecanlı.Bir günde hiç durmadan bitirebilirsiniz.Bölüm sonu geldiği gibi ''şimdi ne olacak'' diye bir soru beliriyor zihninizde.Hikaye zekice düzenlenmiş ve çizimleri de oldukça tatlı.

Aynı zamanda bu hikayedeki gücün hayalini hepimiz kurmuşuzdur.Hani şimdiki aklımızla geçmişe dönme var ya tam olarak o işlenmiş.Fazla kafa yorduğunu söyleyemem,kolay kolay sıkılmazsınız.

Bu animeden öyle sevdiğim spesifik bir karakter çıkmadı.Genel olarak hepsinden hoşlandım.İlgimi çeken bir rol olmadı.

daha fazla bilgi: tık




Steins Gate

My Anime List'de popülerlikte 7. olan bu anime kesinlikte bir efsane.Konu,işleniş,hikaye ve karakterleri zekice hazırlanmış aynı zamanda oldukça orjinal.

Açıkçası konuyu nasıl anlatsam pek bilemedim.Spoiler verilebilmesi muhtemel.Şöyle ki Rintarou diye çılgın bir bilim adamımız var ve zamanda yolculuk yapılabilecek bir mikrodalga-telefon icat ediyor.Daha sonra SERN onu ve laboratuarındaki elemanlarının peşine düşüyor.Rintarou zamanda defalarca yolculuklar yaparak işleri düzeltmeye çalışmalıdır.Kısaca bu şekilde.

Diğer animeye göre oldukça karışık.Anlaması herkes için kolay olmayacak türde bir anime hele bilim kurgu vs. çok sevmiyorsanız sıkılırsınız.Fakat konu oldukça ilgi çekici.Rahat bir kafayla üst üste bölümler yerine tek tek izleyerek bitirilmeli.İşin eğlenceli kısmı olayları onlarla beraber çözmeye çalışmak.İlk 6-7 bölüm ne yalan söyliyim oldukça sıkıcı.Konuya direkt giriş yapılan,anlatılan bir anime değil.O yüzden tavsiyem sıkılmamak için indirmek yerine Türk Anime gibi sitelerden izleyin.Her bölümden sonra yorumları okumak çok daha anlaşılır ve eğlenceli kılıyor.



En sevdiğim karakter Kurisu Makise oldu.Hem başarılı,hem zeki,hem de çalışkan.Aynı zamanda da sempatik ve dostlarına sadık.Karakterini ve çizimlerini çok sevdim.



Moeka Kiryuu karakterini de çok sevdim.Fakat ondan bahsedersem fena halde spoiler olur :'D


Baş karakterimizin bu kahkahasını da sık sık duyacaksınız :'))



İyi seyirler.