Sunday, October 15, 2017

Bir Film 🎨 Bir Kitap 🌻 // (Mona Lisa Smile-Theo'ya Mektuplar)

(01.38: Bu yazıyı sabahleyin yazmak için sabırsızlanıyorum.)



Geçen haftalarda bahsettiğim ''Mona Lisa Smile'' adlı filmi dün izleme imkanı buldum.Ertelediğim için kendime çok kızdım.Çünkü benim ''bu yıl izlediklerim'' listemde ilk beşe girdi.Çok sevdim,hayran kaldım.

Filmi izlememin ilk nedeni Julia Roberts'ın oynuyor oluşuydu.Bayılıyorum bu kadına.Güzel,yetenekli,mütevazi ve içten.Onu izlerken kendimi iyi hissediyorum.İstisnasız her filminde göz yaşlarıma hakim olamıyorum.Güçlü bir sanatçı,muazzam bir insan.

Filmin konusu ve oyuncu kadrasu da oldukça ilgi çekici.İdealist bir sanat tarihi öğretmeni olan Katherine (Julia R.) Wellesley adlı kızlara eğitim veren muhafazakar bir koleje kabul edilir.California'dan buraya sırf bu iş ve bir şeyleri değiştirmek için gelir.Film bu ilerici öğretmenin öğrencilerine farklı bakış açıları kazandırma mücadelesini ve 1950'lerdeki kadın rolünü anlatıyor.

Aynı zamanda film boyunca sanat,sanat tarihi ve olayları farklı değerlendirmeye dair bir sürü şey öğrenebiliyorsunuz.Film sanatı konu almasının yanı sıra başlı başına kendi de bir sanat filmi diyebilirim.Katherenie karakterinin tabuları yıkan konuşmaları,sanatı farklı biçimlerde ele alıp zaman zaman öğrencilerine sorduğu sorularla sizi de düşündürtmesi,ikili ilişkilerdeki eşitliğe dikkat çekişi...her şeyiyle kalite kokan bir film.

Oyuncu kadrosunun çoğu da kadınlardan oluşuyor.Hepsi de siması tanıdık olan kadın oyuncular.İzlerken ''aa bu kızı tanıyorum'' oluyorsunuz.Bu açıdan da sevdim.Başarılı kadın oyuncular ek roller yerine başrollerin hakkını vererek güzel bir iş çıkarmış.Ayrıca bir açıdan da ''Ölü Ozanlar Derneği''nin kadın versiyonuna benziyor.Onu izlemedim gerçi ama konusunu biliyorum.Bazı yorumlar da bu yönde.Ondan daha güzel bile olabilir.

Filmi izlerken sık sık duraklatıp ss'ler aldım.Sahnelerin her biri çok güzel açılarla alınmış ve hoş bir hava yakalanmış.Tabi bir de işin içinde Julia Roberts var!


:)


Filmin konusu sanat olunca Van Gogh'dan da bahsediliyor.


1950lerin zarif dokunuşlu kıyafetlerini de izliyoruz.Çok güzeller,çok.


En sevdiğim sahnelerden biri.


Bu güzel kareyi yakalamasam olmazdı.


<3

Bonus: Bu film sayesinde çoook anlamlı ve güzel bir şarkı keşfettim!



''It's Istanbul not Constantinople.''


Şimdi de gelelim geçen hafta bitirdiğim ''Theo'ya Mektuplar'' adlı kitaba.

Kitap Vincent Van Gogh'un Paris'te galeri yöneticisi olan kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor.Mektuplar sayesinde ressamın iç dünyasını daha samimi bir şekilde görüp sanat anlayışı hakkında fikirler ediniyoruz.Van Gogh favori ressamım olmamasına rağmen en farklı bulduğum sanatçılar arasında.Karnı açken bile kendini sanatla tatmin etmesi.sürekli bir şeyler üretme arzusu ve başarıyı yakalayabilmek için durmadan çalışması oldukça motive edici.Bu zengin iç dünyasında kendinize dair bir şeyler bulabilirsiniz.

Alıntılarım:

''Hem hayat bize niçin bağışlandı: bedenimiz acı içinde kıvrandığı zaman bile yüreğimizi zenginleştirelim diye değil mi?''



''Elden geldiği kadar çok sevmeliyiz,çünkü asıl güç sevgidedir.''



''Güçlükler,dertler her çeşitten engellerle karşılaşmamak güvenli olmak için bir neden değildir,kendimize kolay bir hayat düzenlemekten kaçınmalıyız.''



''Ne çok güzellik var sanatta! İnsan gördüğünü aklında tutabilirse,her zaman yapacak,düşünecek bir iş bulur kendine,yalnız kalmaz hiç,gerçekten yalnız sayılmaz.''



''Sanat doğaya eklenmiş insandır.''



''Canı isteyen üzülsün,ben bıktım üzüntüden.Çayırkuşu bahar günü ne kadar neşeliyse o kadar neşeli olmak istiyorum.''



''...Çünkü sanatçı demek 'hep arayan ve yetkini hiçbir zaman bulamayan insan' demektir.''



''Aslanım unutmayalım ki küçük heyecanlar hayatlarımızın büyük kaptanlarıdır ve hiç farkına varmadan dinleriz onları.''



Benim için ise sanat hayatı çekilir kılan yegane şeydir.





çav.

Wednesday, October 11, 2017

İstanbul,Düğün,Hisler ve Rutinler ☕✨


İstanbul'dan geleli 3 gün oldu.Ara sıcak bir şekilde yazıyorum.

Küçüklüğümden beri görüştüğüm,ablam gibi gördüğüm kuzenimin düğününe katılmak için Cuma günü yola çıktık.İlk kez Pamukkale ile yolculuk yaptım.İyi ki de yapmışım.Başarılı bir firma.Muavinleri diğer otobüslere kıyasla çok daha saygılı ve kibar insanlar.Sürekli servis yapma,yardımcı olma derdindelerdi.Koltuklar vs. de bana rahat geldi.Bakın ben rahat diyorsam gerçekten rahattır :') Reklam yapıyor gibi anlattım ama bahsetmesem olmazdı.Haklarını vermek lazım.

İstanbul'a en son 2 sene önce yine bir düğün için gitmiştim.Kuzenlerimin yavaş yavaş evleniyor ve bu çook garip.Hepsinin benim yaşlarımda olduğu yılları anımsıyorum.O zamanlarda evleneceklerini düşünsem komiğime giderdi.Şimdi çocukken gülünç gelen şeylerin bir bir gerçekleştiğini görüyorum.Büyümek bu olsa gerek.

İstanbul son gördüğümden beri pek değişmemiş.Zaten yine sadece Kadıköy'ü gezebildik.Kafama koydum ama bir gün sırf gezme için gidip karşıya da geçeceğim.Görmek istediğim yerleri göreceğim.Kadıköy popüler ve hoş bir yer.İstanbul'un diğer gürültülü yerlerine nispeten sokaklarında bir sakinlik var.Aynı şekilde gözle görülen bir hoşgörü ortamı var.Çok güzel dükkanlar,tatlı tatlı kafeler var.Gönül ister ki profosyonel bir makinem olsun size kaliteli fotoğraflar çekebileyim ama ne yazık ki telefonla idare etmek zorunda kaldım.Buna da bir çare bulmam lazım artık.Annecim babacımmm duyun sesimi kalppp.


(Ben dönüş yolundayken kuzenim vapurdan Haydarpaşa'yı çekip bana atmış.Utanmasam minik bir çığlık atacaktım.Salak kafam yine yanına gidip göremedim.Açılış fotoğrafını onu yapmazsam ayıp olurdu.Çoooook güzelsin :'))


Nedense bu sokağı gördüğüm an aklıma Avrupa yakası geldi.Çok hoş bir estetiği var.



Kadıköy'ün sokaklarında kaybolmaya başladığınız yer.



Sanatın olduğu her yer güzelleşiyor!


Daha önce diğer kiliseyi fotoğraflamıştım,sıra bunda.Önceden de bahsettiğim gibi tarihi mabetler ilgimi çekiyor.

Önceki geldiğimde kafelere oturma imkanım olmamıştı.Benim isteğimle ''Zoo'' adlı bir kafeye oturduk ve bir şeyler içtik.Sevimli bir yer.Konseptlerine bayıldım.Kendi halinde,küçük ve şık.Tam benlik.


İstanbul'un minnoş kedileri ♥

Cumartesi günü de düğünümüz oldu.Aslına bakarsanız gitmeyecektim bile.Çünkü yolculuktan bir gün önce gözüm fena halde enfeksiyon kaptı.Zaten ağır bir şekilde griptim.Anlayacağınız bütün ok işaretleri ''gitme''yi gösteriyordu.Neyse,dedim.Plan bozulmasın diye elimden geleni yaptım ve o gün orada bulunmam gerektiği ve çook istediğim için gittim.İyi ki de gitmişim.Annemin geniş bir ailesi var.Teyzeler,dayılar,kuzenler.Hepsini bir arada görmek güçlü hissettirdi,mutlu oldum.

Bir ilk yaşandı,takım elbise giydim.Gerçi altıma siyah kotumu geçirdim.Kumaş pantalonu deneyip bir kenara attım.Henüz o resmiyette hissetmediğime kanaat getirdim :') 


s e t a ! x o


Düğünden sonra herkes baygın bir şekilde uyudu.Üç dört saat kestirdikten sonra sabahın erken saatlerinde uyanıp servisle otobüslerin olduğu yere gittim.Şanssızlıklar bizi buldu yine tabi.Yağmur yağdı,taksiyi aradık açmadı.Huh,olur öyle şeyler işte, büyük şehir.

Dönüş yolculuğum çok huzurluydu.Sakin bir şekilde yağmur yağdı,kahve içtim ve kitap okudum.Düşünmeye,hayal kurmaya bol bol vaktim oldu.Severizzz!

Çanakkale'ye döndükten sonra da kaçırdığım konuları yetiştirme ve ders çalışma düzenime dönme endişem başladı.Onu da halletim.Özellikle bugün oldukça yoğundu.Okuldan sonra dershanede soru çözüp hocalara soru sordum.Günün yarısını dışarıda ama verimli bir şekilde geçirdim.Sanırsam anksiyeteme en iyi gelen şeylerden biri meşgul olmak,üretmek.Çalışma masamda Platon'un bir sözü asılı,aklıma o geldi bakın.''Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır.''Biz çalışıyor olalım ki kuruntular dinlensin.Biz dinlenirsek onlar daha çok çalışır.


Bunu da buraya pinliyeyim :)

Günler su gibi akıp giderken ben planner tutmayı bırakır oldum.Zaten hiçbir zaman tam olarak yazdığım şeylere uyamıyorum.Ya planlar değişiyor ya da eksik-fazla yapıyorum.Sonrasında bu da canımı sıkıyor.Galiba bu yüzden istemsizce bir ara verdim.Her gün, yarın neler yapacağımı düşünmek etkili bir planlama yöntemi oluyor.(Yarın deneme sınavım var mesela! Dua,iyi şans,dilek! plz!)

O zaman bir bardak çay daha içip yavaş yavaş yatmaya hazırlanabilirim.

Huzurlu geceler ve güzel haftalar.






Thursday, October 5, 2017

Benim Hüzünlü Or*spularım - Kitap


Sümüklü peçetelerimle birlikte yılın on birinci kitabı hakkında yazıyoruz -alkış-



Kitabın yazarı Marquez.Daha önce ''Kırmızı Pazartesi'' adlı kitabını okumuştum,oldukça güzeldi.Yazarı biraz daha yakından tanımak için bir diğer ünlü kitabı olan ''Benim Hüzünlü Or*spularım''ı okudum.Kitabın ismini sansürlemek saçma aslında,sonuçta Oscar Wilde'ın da dediği gibi ''Ahlaka uygun ya da ahlaksız kitap diye bir şey yoktur.Kitaplar iyi ya da kötü yazılmıştır.Hepsi bu.''  Yine de ben blogda yer alacağı için sansürlemekten yanayım :')

Kitabın konusu yazılması zor cinsten.Zor diyorum çünkü konu biraz hassas ve eleştriye oldukça açık.Tam Marquezlik yani.Bu kitabını da okuyup yazarın dilini kavradıktan sonra onu ''çılgın'' şeklinde tanımlayabildim.Hatta ''farklı ve çılgın'' daha doğru olur.Zaten başarısı hakkında söz söylemem.

90. Yaş gününü kutlayacak bir adam bakire bir kızla ilişkiye girmek ister.Daha sonrasında ilişkiye gireceği bu 14 yaşındaki kıza aşık olur.Ölüme adım adım giden bu adamın aşk hikayesini ve yaşadığı iç fırtınaları okuyoruz.Aynı zamanda yaşlılıkla ilgili tecrübelerini de öğreniyoruz.

Açıkçası beni yer yer rahatsız eden bir kitap oldu.Evet bu bir sanat eseri ve sanatçı hayatta var olan her şeyi anlatabilir ama bir okuyucu olarak konu canımı sıktı.Küçücük kızların dedesi yaşındaki insanlara malmış gibi satılması falan...fena halde rahatsız edici,moral bozucu ve sinirlendirici.Aynen bu üç duyguyu yaşaya yaşaya okudum.(Kitapları yarım bırakmayı hiç sevmem)

Kitabın tek sevdiğim yanı yaşlılık ile ilgili anlattıkları oldu.Yaşlanmaktan korkan biri olarak meraklı bir şekilde okudum.Sonrasında yaşlılığın aslında çok da korkunç olmadığı kanısına vardım.Eskiyen şey bedenlerimiz.Ruhumuz istediğimiz sürece yenilenmeye hazır.Bana böyle bir pencereyi araladı.

Alıntılar:

''Yavrucuğum,bu dünyada yalnızız.''

''İnsanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksız.''

''Ahlak da bir zaman sorunudur.''

''Hayatın bana verdiklerinin hepsi buydu.Ondan daha fazlasını koparmak için de hiçbir şey yapmamıştım.''


Saturday, September 30, 2017

Yeni Kitaplar,Huzurlu Bir Gün ve Birtakım Şeyler


// Eylül ayının son günü  //

Yorgun bir haftayı daha kapatmama az kaldı.Eser miktarda dramalı ve oldukça huzurluydu.Oldukça diyorum çünkü resmen Sonbahar geldi.Hatta bir tık daha soğuğu ve rüzgarlısı...Yünlü hırkamı,montumu,uzun çorapları ve botlarımı özlemişim.Hala güzel ve güvende hissettiriyorlar :')

Kendimi tebrik edebileceğim bir hafta oldu.Hiç es geçmeden her gün çok iyi bir şekilde ders çalıştım.Hem YGS hem de LYS bakabildim.Gerçi artık yeni sınav sistemiyle bu isimler tarih oldu ama konular aynı.Eğitim sistemi hakkında tekrar konuşup tadımı kaçırmayacağım,kusura bakma MEB bu sefer üzemeyeceksin.Dershaneyi de aksatmadım.Güzel ilerliyor,aman nazar değmesin.Dershane hocalarını çok seviyorum.Hepsi alanlarında çok başarılı,imreniyorum.İşi ne olursa olsun en iyisi olmak için çaba harcayan insanlar bana ilham veriyor.Onlardan biri olmak istiyorum,inşallah.

Okulun uzakta oluşu yavaş yavaş yormaya başladı.Haftaiçi yapılan o 30dk'lık servis yolculukları vücudumu pert ediyor.Gün içinde bir ton uğraşılması gerereken konu da olunca çekilmiyor.Eski okulumuzu merkezde gördükçe sarısalım geliyor.Özellikle arka bahçe burnumda tütüyor.Bir aralar fotoğraf atmıştım.Sonbaharda muazzam oluyor.Zaten arka bahçelerin her haline bayılırım.Garip bir çekiciliği var bende.Kıyıda köşede ama güzel olan şeyleri seviyorum.

Dün gece 15dk'lık bir yoga rutini yaptım.Uyumadan önce geç bir saat olduğundan kendimi zorlamadım.Nasıl hoş hissettirdi anlatamam.Nispeten omuz ağrılarım azaldı.Aslında yapmam gereken gün içinde sırtımı fazla yormamak ama ne yazık ki mümkün değil.Çanta taşımak,sırada kambur oturmak gibi şeyler günün sonunda mahvediyor.Haftaiçi her gece bu rutini uygulayayım diye düşündüm.İlk bir videodan yapmaya çalıştım sonra baktım olmuyor kendim devam ettim.Video için büyük bir ekran lazım.Küçücük telefona bakayım derken hareketleri doğru yapmaya ve nefese odaklanamıyorum.Hafta sonları daha uzun ve bol hareketli yapacağım.Mesela bu yazıdan sonra yapsam fena olmaz.Hava enfes bir sonbahar renginde.Evin içi ılık.

Cuma okul çıkışı bizimkilerle test kitabı alışverişine gittik sonra da döner yedik ve en son sıcak çikolata içip günü bitirdik.Test kitapları bir hayli pahalı.Kitapçılar ise tıklım tıklım.Hemen gereksiz bir şekilde ne kadar kazandıklarını hesap etmeye çalıştım,sonra da üşenip yarıda kestim...



Bu kafeyi daha önce de paylaşmıştım.Yağmurlu bir havada burada bulunmak iyi hissettirdi.Kurabiye tabağında yazan yazı hoşuma gitti ''Kahve her şeyi çözer''.

Bugüne uçalım.

Perşembe günü D&R'dan yaptığımız kitap siparişi Cumartesi günü geldi.Bayılıyorum bu hızlılıklarına.İnternetten kitap alma olayına da bayılıyorum.Gelmesini beklerken durup dururken hatırlayıp mutlu olmak,eve geldiğinde poşetini yırtarak açmak ve sanki biri hediye etmişçesine çocuk gibi sevinmek falan...


Sonbahar temalı; kedili, fareli nevresimimi çıkardım! Yılın vanilya kokulu mumunu da yaktım!

Şimdi hangisinden başlasam karar veremedim ama büyük ihtimal ''Theo'ya Mektuplar''dan başlayacağım.Kısa kitapları aradan çıkarmak daha güzel oluyor.En sona en merak ettiklerimden ''Yalnız Bir Avcıdır Yürek''i okuyacağım.Anlamlı başlıklar her zaman ilgimi çekmiştir.Umarım hiçbirinden pişman olmam.Ayrıca yine İngiliz olan,kitapları feminist imgeler barındıran Jane Austen ile tanışacağım için heyecanlıyım.Aslında bir de aynı yazarın ''İkna'' adlı kitabını almıştım.Herhalde ellerinde olmadığından henüz hazırlık aşamasında.Halbuki ilk onu okumayı planlıyordum.Bakalım Virginia kadar sevecek miyim? 


''Bu yüzden lütfen kendine sor: Eğer korkmasaydım ne yapardım? Ve sonra git,onu yap.''

Tumblr'da gördüğüm bu muazzam alıntıyı hemen ss'ledim.Sonra düşündüm eğer korkmasaydım yapabileceğim şeyler neler? Ya da geçmişte neleri değiştirirdim? Mantıklı şeyler çıktı.Korkmak kadar cesaretli olmak da doğal bir şey.Öyleyse ara sıra fazladan cesarete de yeltenmek lazım.Mesela sürekli kararsız kaldığım bir anda bu soruyu kendime soracağım.Çünkü bu aralar kararsızlıklarım tavan yaptı.Yine her şeyi çok düşünmekten tabi.Kendime soracağım direkt ''Onu bunu bırak, sonuçlarını düşünmeksiniz içinden hangisini yapmak geçiyor? GİT YAP.'' bingo.

Bir şeyi fark ettim daha doğrusu bir insan türünü.Varlıklarından emindim ama bir kez daha dibine kadar emin oldum.Kendileri istediği sürece bir şeyleri iyi sürdüren istemedikleri anda yok olan insanlar.En hoşlanmadığım türlerden.Sadakatsizliğe ve nankörlüğe gelemiyorum.Böyleyseniz aman vazgeçin.Hayatta kendinizi düşünmek elbet önemli,elbet kendinize değer verin ama bu bencilliğe kaçtığı an durun.İnsanları hayal kırıklığına uğratmayın,ister karma ister ektiğini biçmek deyin; gelir aynı şeyler sizi bulur.Yine de artık hayatımda olan can sıkıcı şeylere daha az şaşırıyorum.İlla oluyorlar,illa insanlar değişiyor ve illa üzüleceğim.

İki hafta sonra bugün İstanbul'da kuzenimin düğününde olacağım.Ne zamandır bir düğüne gitmediğimden merak ediyorum ve sonbaharda İstanbul'da olmak nasıl olacak görmek altıma siyah kot giyeceğim.Kumaş giydim hiç benmişim gibi hissettirmedi.Hatta utanmasam onun altına bile converse giyecektim.Gerçi güzel olur ama annem yapılacak mekana uygun olmadığını söyledi.Daha klasik bir ayakkabım var onu giyeceğim artık.Kadıköy'e gitmek istiyorum.Bu sefer Süreyya Operasının önünde fotoğraf çektirmem şart.Ya da başka bir mekanın önünde.Haydarpaşa'yı görmeyi de istiyorum.Benim için Türkiye'deki en en en güzel yapıt.Baktıkça iyi hissediyorum.Bakalım,bir plan daha gerçekleşmeyi kuzu kuzu bekliyor :)

O zaman benden bu kadar.Günün devamı ödev yapmak ve film izlemekle geçecek.Bu gecenin filmi ''Mona Lisa Smile'' Julia Roberts ve konusu için izleyeceğim.Kararım dakikalar için değişebilir.Siz de bakın,belki diğer yazıya yorumlarınızı paylaşırsınız.Ya da izlediyseniz fikirlerini spoiler'sız bekliyorum xo

Huzurlu ve sağlıklı hafta sonları dilerim...

ÇAV.










Sunday, September 24, 2017

İlk Hafta ve Bla Bla Bla ☕


Haftayı yazmadan kapatmak istemedim.Yorgun argın yazıyorum,bakayım neler dökülecek.

Yeni okul binasına zor da olsa alıştık.Eskisinden bir hayli büyük ve yeni.Ben nostaljik okulumuzu daha bir benimsemiştim.Bu binada sanki yeni bir okula nakil olmuşum gibi hissediyorum.Servis olayı var bir de.Çocukluğuma dönmüş gibiyim.Evime uzak bir okul,servise binmek falan.Bu işin en avantajlı yanı daha bir okul ciddiyetine bürünmüş olmam.Sınav motivasyonu için faydalı.Mesela artık giyinirken aşırı özenmek saçma geliyor,her gün beni gören insanlarla olacağım.Oysaki çarşıda okurken öyle olmuyordu.Bu değişimden ne mutluyum ne de mutsuz.Yuvarlanıp gidiyorum kıvamı.

Dershane de yeni bir başlangıç.İlk kez bir dershaneyi çok sevdim.Normalde hep ''dershaneler bana göre değil'' derdim.Büyük konuşmuşum.Bu sefer hiç olmadığı kadar verim alacağımı hissediyordum.Hocalarla muhabbetimiz o 8. sınıf zamanlarından çok farklı.Büyümüş hissettim...konu dershaneye gelmişken; geçenlerde ygs-lys kalkıyor diye haber çıktı.İlk nasıl moralim bozuldu anlatamam.2000'liler olarak lanetliyiz sanki.Her sınava gireceğimiz dönem bir değişiklik oluyor.Hayır mı şer mi bilemem ama oluyor işte.Yeni sistem ile ilgili videolar izledim.Valla ne yalan söyliyeyim sistem isterse mükemmel olsun benim bu yönetenlere güvenim sıfır.O yüzden aynı stil çalışıp önümde ygs-lys varmış gibi yapacağım.Zaten konular aynı,isterse ekstra fazla çalışayım; zararı olmaz.

Spotify'dan ''Back to Autumn'' dinliyorum.Havalar ekinokstan sonra soğumaya başladı.Üşümeyi özlemişim.Hafif soğuk havaları seviyorum hatta bazen daha da soğuklarını.Fakat bunu dillendirmeye biraz utanıyorum.Belki benim salaklığım ama sokakta bir sürü hayvan,evsiz-yoksul insan varken ''soğuğu seviyorum,havalar soğusun!'' demek garip hissettiriyor.Aklıma geliveriyorlar.Abartıyorum dimi? kendimle bu konuda hemfikirim.

Sağ gözüm alerjiden şişti.Bu konu hakkında küçük çaplı sinir krizi yaşadım.Her şey üst üste gelince böyle oluyorum.Bir şanssızlıklar silsilesi yaşadım hafta sonu + Cuma günü.Küçük şeyler ama tık tık tık oldular.Göz kapağı şişmesi de üstüne eklenince kayış koptu.300 civarı kişinin olduğu bir okulda tozlardan,rüzgardan etkilenip yüzü gözü şişen tek bünye benim.Hayır her sabah saatlerce hapşurmaya da razıyım,şu göz şişmesin,küçülmesin..plz...

Mızmızlanmayı bırakıp azıcık da güzel şeylerden bahsedeyim.

Cumartesi günü bizimkilerle Sushi yemek için her zamanki kafeye gittik.Sushi servisi daha geç bir saatte olacağından beklemek istemedik ve noodle yemeye karar verdik.Her geldiğimizde ya serviste ya da fiyatta bir farklılık oluyor.Azıcık hayal kırıklığıyla beraber bir şeyler içip dağıldık.Pinliyeyim, hatıralansın. (yeni kelime ürettim)


Bazen kendi kendime düşünürken bir şeyler yazıyorum.Genellikle bloğa yazar gibi yapıyorum.Bu haftanın ortalarında öyle yaparken anlatacak bir sürü şey düşünmüştüm.Cümleler birleşince kısa mı oldu yoksa ben mi güzel yazamadım.Meğersem baya klasik bir haftaymış.Çok yorulunca çok şey yaşadım sandım herhalde.Tüh.

Ne zamandır yoga yapmıyorum bak.Fark ettim ki tekrar yapmaya başlama zamanım gelmiş.Eskisi kadar esnek değilim ve omuz ağrılarım daha kötü.Kendime düşünecek zaman da oluşturmam lazım hem.Ne ara yapsam kararsızım.Belki uyumadan önce kısa kısa yaparım.Ya da sadece hafta sonları ki o çok ara vererek olur...spor salonuna yazılma fikri de var aklımda.Küçük planları yazdıkça netleştiriyorum: öyle böyle sportif bir aktivite yapılacaaak!

Her pazar gecesi olduğu gibi ödev yapacağım...ne!? yazabileceğim en sıkıcı şeyi de yazdığıma göre bu yazıyı yayınlayıp çekileyim en iyisi.Vücudumun dinlenmek, iç sesim güzel şeylerin olmasını istiyor.Haklılar.


sağlıcakla.







Thursday, September 14, 2017

Karışık,Tatilin Son Günleri 🍁


Bu başlığı atmak ben de istemezdim...

2017'nin yazı benim için oldukça yoğundu.Önceki yazlarım gibi sadece bilgisayar odaklı geçmedi.Gerçi yine günümün çoğu bilgisayar başında geçiyor (bundan gayet mutluyum) ama yanı sıra bir sürü şey de yaptım.Yaz başında ders çalıştım.Aslında hedefim ygs konularını bitirmekti ama çok daha farklı bir yol izleyip test çözme rutinime döndüm.Testlerdeki yanlış verdiğim konuların tekrarını yaptım.Maksimum iki ay düzenli şekilde çalışmışımdır ki iyi bir süre.Verim de yüzde altmış falandır (her şeye oran vermeye bayılırım) sonra seyahatler bir hayli fazlaydı.Gökçe'nin bize gelmesi gibi beklenmedik ama güzel şeyler oldu...bol bol anime-film izledim..kitap okumaya çalıştım..kısmen gördüğünüz gibiydi işte.Bir yazı daha uğurlamış oldum,hatta arkasından çoktan el salladım :')

Geçenlerde twitter'de yabancı bir post gördüm.2017 Yılının yüzde altmış dokuzunun bittiğini söylüyordu.Ekrana öyle bakakaldım.Şaka gibi,koca bir yılın yüzde altmış dokuzu bitmiş ama benim adıma akılda kalan, güzel olan şeyler birkaç tane.2016'nın farklı bir versiyonunu yaşıyor gibiyim.Bu yüzden okul da eskisi gibi ''bu yıl iyi geçecek'' şeklinde heyecanlandırmıyor beni.Aynı şeyleri programlanmış gibi yapmaya devam edeceğim.Hatta tempo bir tık artacak.

Şu birkaç haftam fena geçmiyor,haklarını yiyemem.Sonbaharı boşuna sevmiyorum,beni farklı bir havaya sokuyor.Kesit kesit paylaşayım.




13.09.2017

Bize bir gaz geldi Çarşamba dedik ki hadi kütüphaneye ders çalışmaya gidelim.Peki ya sonra ne oldu? Kütüphanenin girişinde güvenlik görevlisi tarafından otobüsten indirildik,üyeliğimiz olmadığı için içeri alınmadık,geldiğimiz yolun bir kısmını yürüyerek geri döndük,Starbucks'a oturduk,sohbet etmekten max 1.5 saat çalışabildik.Tam bizlik bir hareket olduğundan kimse şaşırmadı,halimizden memnunduk ♥

Daha önce sizlere anlatabildiğim için bir gelişme daha söyleyebilirim.Aynı günün akşamında da yeni bir psikiyatristle görüştüm.Öncekinden çook çook daha güzel ve verimli geçti.Devamı gelecek diye planlıyoruz.Böyle :')

Zamanı geriye saralım.

Salı günü sabahtan abim gitti.Her gidişinde ev bir anda sessizleşiyor ve benim için daha sıkıcı oluyor.Keşke yanımızda okuyabilme şansı olsa,hepimiz için daha mutlu edici olurdu.Vedaları hiç sevmiyorum,zaten kim sever ki?

Bu yaz üniversite hakkında sohbet ederken abim evde kalmanın zorluklarından da bahsetti.Eskiden olsa uzak gibi gelirdi ama galiba baya yakınlaştım.Hazırlık okumasaydım büyük ihtimal seneye yaza üniversiteliydim.Zaman sudan hızlı.Kendimi hayal ettim.Galiba evden ilk ayrılışımda çok fazla ağlarım.Hiç yalan söyliyemiyeceğim bu konuda.Zor bir şey.Bir yandan da şöyle düşündüm.Zaten zor şeyleri kimse zevk alarak yapmıyor,zorunluluk.Sen de yapacaksın,alışacaksın.Böyle düşününce rahatladım,kendime gayet doğru bir öğüt verdiğime inanıyorummm.

Önceki günlerde bizimkilerle kahvaltıya gittik.Parkta zaman geçirdik,kahve içtik.Huzurlu bir gündü,buraya da pinliyorum.


Yapraklar bir hayli dökülmüş.Gölgeler serin.Oh miss.


Planner'ın eksik kısımlarını tamamladım sıkıntıdan.Çirkin oldu ya,cıks beğenmedim ben bu seneninkini.Seneye tarihli ajanda alacağım.Ben öyle süslemeli güzel şeyleri beceremiyorum.Daha doğrusu zamanımı ayıramıyorum.Eskisi gibi ajandaya devam edeceğim,kafam rahat olsun.

Bu Cumartesi dershanenin sınıf belirleme sınavı var.Gerilmemeye çalışıyorum ama birazcık öyleyim.Nedeni sınavda neler olacağı değil sonrasında başarısız olma ihtimalim.Ah bu mükemmelliyetçilik.Şans dileyin,dua edin,pozitif enerji gönderin...ihtiyacım var! xo

Her şeyin gönlümüzce olması dileğiyle,

ÇAV.






Monday, September 11, 2017

Mahou Shoujo Madoka★Magica - Anime


みなさん こんにちは!

heyo!

(myanimelist hesabım: tık)

Çok severek izlediğim ve kısa sürede bitirdiğim bir animeyi daha sizlere öneriyorum.Büyük ihtimal yazın izlediğim son anime oldu.Gönül ister ki okullar açılmadan bir seri daha izleyebileyim.Göreceğiz.

Öncelikle animenin konusundan bahsedeyim.Kulağa biraz çocuksu gelebilir.Dünyada insanları kötülüğe sürükleyen cadılar var.İnsanların bedenlerine girerek onları kötü şeyler yapmaya,intihara sürüklüyor.Yine görüyoruz ki Japonya'da çokça yaşanan intihar olayları bir anime de daha farklı şekilde konu edilmiş.Bu insanları kurtarmaya çalışan fotoğrafta gördüğünüz büyücü kızlar da ana karakterlerimiz.Her biri Kyuube denilen duygusuz bir tavşanımsı canlı tarafından tek dileklerini gerçekleştirmek karşılığında büyücü kıza dönüşüyorlar.Aynı zamanda cadılarla savaşabilecekleri bir özel güç ve kostüm kazanıyorlar.Fakat aslında bu dönüşüm hakkında bilmedikleri şeyler sonradan şok edici bir şekilde ortaya çıkıyor.

En basit haliyle anlatmaya çalışsam da animenin içeriği izledikçe bambaşka bir hal alıyor.Minicik bir spoiler vermem gerekirse yine zamanda yolculuk konusu işlenmiş.

Kapağına bakıp izlemeye başladığımda bana çocukluğumun animesi Sailoor Moon'u hatırlattı.Fakat daha sonra hiç de o kıvamda bir anime olmadığı anladım.İçinde bulunduğumuz dünya düzeninin çirkinliklerini anlatan birçok olaydan imgeleştirerek bahsediliyor.

Çizimlerini de farklı buldum.Mesela cadılar insan formunda değil.Hani şu canavarların anlatıldığı 3 boyutlu kitaplar var ya onlar gibi resmedilmiş.İlk bakışta çocuksu bulabilirsiniz ama izledikçe çizimler hoşunuza gitmeye başlıyor.






En sevdiğim karakter üst gifteki karakterimiz Homura Akemi oldu.Seriyi izleyen birçok kişinin de favorisi o.Arkadaşlarını kurtarma çabası beni yer yer duygulandırdı.Aynı zamanda savaşma özelliklerini de çok sevdim.Bir nebze de Sailoor Moon'daki karakterim olan Rei Hino'ya benzettim.Sonuç olarak favorim olmaması için sebep kalmadı :)


さよなら!