Sunday, April 15, 2018

Bir Pazar Gecesi,Film,Troia Gezisi ve Yenilenme 🌻


Bir Pazar gecesi daha.Preisner dinleyip yazı yazmak istiyorum.Hava değişimi dilimi damağımı kurutuyor,kahve ya da çay yok; sadece su,daha çok su ve su!

18.Yaşımın ilk haftasını geçirdim sayılır.Fena bir hafta değildi.Canımı sıkan ve aklımı bulandıran birkaç konu dışında hayat monotondu.Okul-Ev-Dershane gidip geldim.

Bir haftayı ''aydınlanma haftası'' olarak isimlendirmiştim ya,hatta yazısı da var,işte aynısı oldu.Belki bu ikinci bir aydınlanmadır ya da kabuktan sıyrılmaya devam etme.Uzun dönemli yakın bir arkadaşlığım bitti diyebilirim,bunu tek taraflı umursadığıma eminim,fakat üzülüp kahrolmadım pek.İnsanlar hayatımızdan çıkıp gidebiliyor,onunla neler yaşasanız da ne kadar iyi olsanız da bazen sadece gidiyorlar.Suçlu suçsuz bir kenara,gidebiliyorlar işte.Bu normal.Her şey yenilik içinde ve zaman zaman hayatımızdaki kayıplar bir yenisi için olabilir.Bu, insanları silip silip yeni birileri gelsin,olarak algılanmamalı (bazı insanların yaptığının aksine).Bazen bir kişinin yerinin boş kalması başta can acıtsa da sonrasında kendimiz için hayırlı olabilir.Kafamızdaki soru işaretleri gider mesela ya da tek taraflı duygularımız azalarak kaybolur.Birbirimizin hayatlarında rollerden ibaretiz,birbirimize değer verdiğimiz kadar varız ya da vermediğimiz kadar yokuz; o kadarız.

Sempozyuma 26 Nisan'da gideceğim.Sunumun taslağını hazırladım,kendi kendime 4-5 defa okudum.Ne yalan söyliyeyim hem çok heyecanlıyım hem de hiç.Daha doğrusu hevesim yok,bu süreç beni çok üzüp çok gerdi.İnsanda heves falan bırakmadılar.Sadece bir sürü insanın karşısında bir metin okumanın heyecanı var.Lütfen bana şans dileyin ve sempozyum sunumları hakkında bilginiz,öneriniz vs. varsa paylaşın; ciddi anlamda her ikisine de ihtiyacım var!

Okulda son haftalar gelmiş gibi bir hava var ama daha ikinci yazılıları,yani son,dahi olmadık.Hava durumu insan psikolojisi üzerine ne kadar etkili.Her sabah uyandığımda bir yere geç kalmışım gibi telaşlanıyorum.Halbuki sadece hava aydınlık.Kafa karanlıkta uyanıp saç baş düzeltmeye alışmış.

İlk yazılılardan sonra toparlanamadım daha,yarından itibaren ciddi ciddi ders çalışmalara devam etmem gerek.Şaka maka seneye ben sınava gireceğim,üniversiteli olacağım.Hazırlık okumasaydım bu sene yaşıtlarımla mezundum,üniversiteli olacaktım.Bu sınav resmen insan hayatının dönüm noktası.Korkum az,sadece olacaklar için heyecanlıyım.

4 Yıl sonra ilk kez sınıfça geziye,Troia'yı görmeye gittik.Onu da belediye düzenlemiş,malum bu yıl Troia yılı.Bir sürü turist vardı.Hikayesini bildiğim bir yeri nasıl daha önce görmedim hem de dibimdeyken, şaşırdım.Herkes bulunduğu şehri turistmiş gibi bir kez daha gezmeli,enfes bir his.



Antik Kentin duvarları.

Yüzlerce yıl önce başka insanların yaslandığı,dibinde oturduğu duvarlara yüzlerce yıl sonra dokunmak...Resmen,canlı canlı,bizzat tarih.




Su kuyularına yaz aylarında kuşlar girdiği için hala su bulunduğu düşünülüyormuş .Yanlış hatırlamıyorsam burası mabet bölgesi.


Şehrin girişi.Bir tabeladaki fotoğrafına bir de bu taşlara baktığımda mest oldum.Burası bir şehirdi,insanlar vardı,hayat vardı...hepsi geçip gitti tarih oldu.Biz de olacağız.



Troia defalarca yıkılıp inşaa edilen bir kent olunca arkeolojik incelemelerde de karbon yönetmiyle buluntuların yaşı hesaplanıp bu şekilde hangi Troia'ya ait olduğu belirtiliyor.



Manzara da ''efsaneydi''



Şehrin tiyatrosunun ve meclisinin bulunduğu yerdeki bir taş.Üzerinde Yunanca bir şeyler yazıyordu.Daha fazla yaklaşabilsem okunaklı çekerdim.Şimdi düşündüm de neden rehbere sormadım ki!? Fotoğraf çekip etrafa aval aval bakmaktan pek dinleyememiş olabilirim,kabul.


Ve ve ve şehrin simgesi Truva Atı.Merkezdeki at filmde kullanılan,bu da efsanede bahsedilen,orijinali.


Uzun zaman sonra gezi içeren bir yazı yazdım.Eğlenceli oluyor,keyif aldım!

Dün gece ''Veronique'nın İkili Yaşamı''nı izledim.3 Renk Üçlemesinin yapımcısından.Hatta Kırmızı Renkteki o mükemmel güzellikteki kadın oynuyor.Üçlemeye göre oldukça ağır.Fakat izlerken gözümü dahi kırpmadım.Kısaca konusu, bir hali Polonya'da bir hali Fransa'da yaşayan Veronique'nın hayatı işleniyor.Aynı zamanda daha önce klasik müzik önerisi yaparken bahsettiğim Preisner'in Enfer isimli eserine sıkça yer verilmiş.Film ondan ibaret desem yalan olmaz.Farklı farklı versiyonları çalıp duruyor.Hayatımda duyduğum en güzel şey olabilir.Ruhumu dinlendiriyor,beynimdeki haykırışlara tercüman oluyor...Zbigniew Preisner'in Lacrimosa'sı da çok güzel.Ne çok güzel dedim,abartmıyorum ama öyle işte; aşığıyım.



la double vie de veronique

(Irene Jacob)


 Kaliteli sanat filmleri ve zihnime hitap eden kitaplarla tanışınca içten içe mutlu oluyorum.Her şey yeniden başlayacakmış gibi hissediyorum.Belki bu bir ufkun açılma hissidir ya da bir pencerenin,her neyse.Mutlu eden küçük şeyler için şükrediyorum,hepimiz adına.

Daldan dala atladığım bir yazı oldu.Bu seferlik böyle olsun.

Ağız tadımızın bozulmadığı haftalar diliyorum.

Çav.







Friday, April 13, 2018

Veronika Ölmek İstiyor - Kitap


Kitabı Wannart'da kitap önerilerinin olduğu bir yazıda gördüm.İsmi ve konusu oldukça ilgimi çekince bir haftalık meraklı bir bekleyişten sonra okudum,iyi ki rast gelmişim. 

Kitabın konusu intihara teşebbüs eden fakat başarısız olduktan sonra Slovenya'da bulunan Villete adlı tımarhaneye yatırılan Veronika'nın hikayesini anlatıyor.Aynı zamanda Veronika'nın bu akıl hastanesinde tanıştığı insanların öykülerine de değiniliyor.

Kitabın en sevdiğim kısmını anlatsam spoiler vermiş olurum ama şöyle söyleyebilirim ki dramayı seven duygularımla aldığım ve ağlayacağım bir kitap olmasını beklerken özellikle son bölümünde tam tersi bir etki yarattı.Her günümüzün aslında hayatımızın muhtemel bir son günü olduğu gerçeğini hatırlattı.Fakat bunu işleyiş biçimi o kadar vurucu ki bu hatırlatma size ilk kez duymuşsunuz etkisini yaratıyor.

Aynı zamanda kitapta delirme,delilik ve ruh hastalıkları konusunda da öykülerden yola çıkılarak bilgiler verilmiş,yorumlar yapılmış.Bunda yazar Paulo Coelho'nun da bir dönem akıl hastanesinde yatmasının etkisi var tabi.Hatta yazar yazma isteğini de şu şekilde açıklamış: ''Uzun yıllar önce aklımı kaybettim diyebilirim,çıldırdım ve çok fazla meditasyon yaptım.Yazıyorum çünkü bu benim bireysel efsanem.Çıldırma noktasına gelebilmek için yapmanız gereken ilk şey kendinizi kaybetmek.Yazıyorum çünkü bu benim paylaşma yöntemim.Eğer paylaşmasanız insan değilsiniz.''

İlginç,güzel ve anlamlı bir kitap.Aklımdan uzun süre çıkmayacağına eminim.


Alıntılarım:


''...sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi,ama işin gerçeği,başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.''

🎹

''Hepimiz şu ya da bu biçimde deliyiz zaten.''

🎹

''İnsanlar ancak koşullar buna elverdiğinde delirme lüksüne sahiptiler.''

🎹

''İnsanları mutluluk olasılığı ne kadar yükselirse,mutsuzlukları da  o kadar artıyor demek.''

🎹

''İçindeki sen,başkalarının biçimlendirmediği sen.''

🎹

''...yasaların sorunları çözmek için değil,çelişkileri mümkün olduğunca uzatmak için yapıldığını çabuk kavramıştı.''

🎹

''Şu anda yaşama fırsatım var,bunu değerlendirebiliyor muyum?''

🎹

''Keşke herkes kendi içsel deliliğini bilse ve onunla birlikte yaşamayı öğrense.Dünya daha kötü bir yer mi olurdu? Hayır insanlar daha yürekli daha mutlu olurlardı.''

🎹

''...Duygular hep vardı ama gizlenmek zorundaydı.''


***

Keyifli Okumalar







Thursday, April 5, 2018

Bahar ve Doğum Günü #18 💫


Ne zamandır yazmıyorum,özledim!

Evet yeni bir yaş günü yazısını daha yazıyorum.Zaman hızlı geçiyor diyeceğim ama zamanı geçirirken durum öyle değil.Dramayla başlayıp güzelliklerle sonlandıracağım.

On yedi yaşına girerken çok heyecanlıydım ve herkesin dilinden düşmeyen bu yaşın bana da süper şeyler getireceğine inancım tamdı.Fakat öyle olmadı.Daha önceki yaşlarımda da zorluklar yaşadım,hiçbir zaman hep pozitif ve mutlu biri olmadım ama ilk kez bu kadar mutsuz olduğum bir yaş geçirdim.Mental olarak sürekli çöküşlerdeydim ve insan ilişkilerinde yıpranıp durdum.Yeni yeni kendime zarar veren psikolojik huylar edindim,hiç olmadığı kadar hassas biri oluverdim.Haksızlık etmeyeyim diyorum ama koskoca bir yılı hatırladığımda güzel günleri çok sayılı görüyorum.Negatif biri de mi oldum acaba? Ya da sadece mutlu hissetmekten korkan biri?

Olumlu biri olmaya çalıştıkça daha çok bocaladım.Ders ve diğer etkinlikler anlamında oldukça yoruldum.Bunu pek sorun etmesem de siz işinizi yapmaya çalışırken kan emici insanlar sizi geri çekmeye çalışabiliyor.Bununla tanıştım mesela.Artık buna hazırım.Tecrübe etmediğim bu mu kalmıştı? Ee kalmış.

On yedinin tek güzel yanı her yaşımda olduğu gibi birçok yeni şey öğrenmiş olmam oldu.Fikirlerim benimle beraber olgunlaştı.Çok güzel kitaplar okudum,filmler anlamında muazzamdı,düşüncelerimi ifade etme yeteneğimi geliştirdim,dil öğrenmeye devam ettim bla bla bla...hepsi küçük mutluluklardı.Onlar da olmasa ne yapardım bilmiyorum.Herkes kendini hayata bağlayan minik mutlulukları keşfetmeli,mutlaka!

Geride bıraktığım yaşı sahneden almak istiyorum,ona kırgınım :_

Çanakkale'ye Bahar tam anlamıyla geldi.Baharın başlangıcını seviyorum.Polen dönemleri can sıkıcı olsa da yazın yaklaşıp okulun biteceği fikri insana ilaç gibi geliyor.Okul olmadan sahip olacağın zamanı kendin düzenlemen,bir yere bağlı olmadan gününü geçirmen vs. hepsi heyecan verici.

İtiraf edeyim ilk kez bir doğum günü için pek fazla heyecanlanmadım.Bunun reşit olduğum 18. yaş gününe denk gelmesinin sebepleri var.Mesela artık çocuk sayılmayacak fikri ve yavaş yavaş gerçekten büyüdüğümü hissetme.Beklentileri düşürme olayını abarttım mı acaba? Oysa çoğu kişinin iple çektiği bir yaş bu.Tadını çıkarmak lazım,her yaş gibi.

Güne geleyim!

Bizimkilerle kutladım tabi ki.Favori kafemizde çok güzel bir sürpriz hazırlamışlar,mutlu oldum.Biliyorum duygularını dışarı pek vurabilen biri değilim ama gerçekten mutlu oldum.Onun dışında gün boyunca doğum günümü kutlayan dostlarım oldu.Utançtan yerin dibine girdim,böyle anlarda ne yapılır bilmiyorum.Hepsini çok seviyorum ama diyemiyorum bile,sadece gülümsüyorum.Umarım insanlar onlara ne kadar değer verdiğimi biliyordur,buradan da bildireyim; kişiler üzerine alınacak :')



:')


''Bakın bugün güzel bir foto. çekmek zorundayız''



after party(!)

Ve ve ve her doğum günü yazısının klasiği,doğum günlerinin en heyecanlı tarafı: hediyeler!!!


Kitaplar D&R'ın bana hediyesi olmuş oldu.Salı günü sipariş ettim tam bugün geldi :') 

Bu zevkli hediyeler için tekrar tekrar teşekkür ederim! Annemler de güzel bir saat aldı,saat takmak pek alışkanlığım olmasa da yeni bir şey kazanmak istedim.Fossil'in klasik modellerinden.Aslında yıllar önce bir youtuber'da görüp istemiştim şimdi nasip oldu.Abimin ve bir arkadaşımın hediyesini de sabırsızlıkla bekliyorum.

Çevremdeki bu güzel insanlara öpücükler yolluyorum.

On sekiz yaşından pek bir beklentim yok.Neler değişir onu da bilmiyorum.Hiçbir plan program hayal meyal olmadan dümdüz devam edeceğim.

Umarım bu yeni yaş hayatıma güzel şeyler getirir.Eski yaşlarımı unutturur,yenileri için heyecanlandırır ve bana istediğim enerjiyi verir.Bunların hepsinin yaşın değil kendimin yapacağımın farkındayım.Laflarım kendime,duy duy...

Eski yaşa vedamı yaptım,çekilebilirim :)

çav.





Friday, March 16, 2018

Melankoli,Dertleşme ve Yazma İsteği ☕


İlkbahar benim için melankolik başladı.Geçen hafta içimden delicesine yazmak geldi fakat kendimde o gücü bulamadım.Birkaç gece günlüğüme bir şeyler karaladım ve aklımdan senaryolar yazıp çizdim.Özellikle berbat hissettiğim zamanlar öyle güzel günlük yazıyorum ki ertesi sabah göz atınca kendi sözlerimin altını çizesim geliyor.Paylaşmayı isterdim.Kendimi net bir şekilde ifade edebildiğim kısa,sanatlı cümleler mutsuzluğumu azaltıyor gibi.Sanki yazıya döktükçe bir şeyler akıp gidiyor.

Alerji hapları yorgunluğuma yorgunluk kattı.Yan etkilerinde uyku da var.Iğh.İlkbaharın gelişi beni heyecanlandırmak yerine geriyor.Sıcak,uçuşan polenler ve şişen gözlerim.Yalnız fark ettim ki yıllar geçtikçe profesyonel oldum.Her duruma çarem var.Gözün mü şişmeye başladı? Hemen çaylı pansuman.Havlu yerine tek kullanımlık peçeteyle yüz silme.Burnun mu akıyor? Deniz sulu fısfısla bir güzel sümkür.Odayı silip süpür ve toz yapabilecek fazla eşyaları yok et.Yatak örtüsünü değiştir.Odayı olmadığın vakitlerde havalandır.Aslında en temiz taktik Japonların yaptığı gibi bahar boyunca maskeyle gezmek ama malum bizim burada halkın meraklı bakışları bir hayli üzerinizde olur.Bu da beni gün boyu gerer,katlanamam.

Bahar alerjiyle birlikte melankoliyi de getirdi.Önceleri hissettiğim boşluk hissi yine kapımı çaldı.Bu histen nefret ediyorum.Beni bir anda kendine çekiyor ve günlerce bırakmıyor.Duygusal bir boşluk gibi,bazı zamanlar nüksediyor.Birkaç yaşadığım üzücü şeyden sonra hop ortaya çıktı.Bana türlü türlü kötü şey fısıldadı.Hayattan bezdirtti.En küçük olaylara ölmelik tepkiler vermemi sağladı...üzerimden şimdilik sıyırdım.O karanlık bulut etkisi gitti.Kendime kızdım.Hem de çok.Eski benle şimdiki ben aynı değil.Neden şimdiki potansiyelimi küçümsüyorum? Neden hislerimde doğru/yanlış arıyorum? Kızdıysam kızgınım,kırıldıysam kırgınım.Ne olabilir en fazla? Bu duygusal boşluğun beni mahvetmesinden daha kötü bir şey olabilir mi?

Bu duygusal boşluk hissinin bir sebebini itiraf edebilirim: beklentiler.Evet,net.Ne zaman biri/bir şey için beklentiye girip karşılanmasa hüsrana uğruyorum.Sanki hayatımdaki son şey oymuş gibi davranıyorum.Halbuki ne saçma (kendimle savaşmaya devam) koskoca bir yaşam tek bir şeye bağlı olabilir mi? Her şeyi/herkesi kontrol edebilir miyim? Herkesten her şeyi bekleyebilir miyim? Beklenti ne kadar az tutulursa kafa o kadar rahat.Belki büyük hedefler için bu geçerli değil ama insan ilişkileri için altın kural.

Kendimi yeterince tanıyamadığımı fark ettim.İnsanlar beni benden fazla tanıyormuş gibi hissediyorum hatta.Belki de kendimi tanımamın tam yaşı ama sanki ben bu olayı geçtim sanıyordum.Cıks,çocukluk etmişim.Yine kafamdaki bir soruyu dillendireceğim ama...zaten insan ne zaman kendini tam olarak tanıyabilir ki?

Yazma isteğim Perşembe gecesi tavan yapınca açtım eski yazdığım bir hikayeyi okudum.Fena yazmamışım.Ama olmamış.Ben değilim bunu yazan,dedim.Bu durum çok kötü.Bir şeye emek verip duruyorsun aylar sonra kendi yaptığın işe b*k atıyorsun.Daha önce 5-6 kitap yazma girişimim oldu ama hepsi tam olarak kendimden çıkan işler değildi.Korkak yazıyordum.Şekil verme çabam vardı.Oysa yazma işi tamamiyle saf yaratıcılık ve zihindeki kurguyu yansıtma işi.Ne geçiyorsa önce aktar,korkmadan şekillendir,biçimine ona buna takılmadan bir ilerle.Basılacağı tarihi hayal etmeden önce ana,yazdığın cümleye odaklan.Yeni bir kurgu tasarlayıp yazmaya başlamak istiyorum.Zamanım pek yok ama cümle cümle bile ilerlesem bir şeyler yapmak istiyorum.Yazmak beni iyileştiriyor.

Geçen haftalarda Ferit Edgü'nün Ders Notları adlı kitabını okudum.Çok çok çok güzel kitapmış.İyi ki önerildi de okudum.Bir sürü sözün altını çizdim,birazını sizle paylaşayım.Kitap boyunca epeyce düşündüm,felsefe yapmak rahatlattı.

...

''Yazmak,diyor Blanchot,Ben'den O'ya dönüşmektir.'' 

''Doğuya gittiğimde Batı yanımdaydı,Batıya gittiğimde Doğu.''

''Her sanat yapıtı bir kavgadan doğar: Yaşam,düşünce ve düş gücü arasındaki kavgadan.''

''Başlamak,güç olan bu.Öyleyse başlamayı bırak,devam et.Nasıl? Başlamadan devam et,sonra başlarsın.''

''Aykırı bir bilinci geliştirmek,yalnızlığı derinleştirmektir demek bu.''

''Gündüzleri bakılır,geceleri görülür.''

''Ahlakçı yazar,varolan bir ahlakı savunan değil,henüz varolmayan bir ahlakın sözcülüğünü yapan yazardır.''

...


Şair Nigar Hanım'ın Hayatımın Hikayesi adlı kitabını aramadığım yer kalmadı.Hiçbir yerde yok.Kütüphanelerde dahi.Dönemin en önemli kadın şairinin yazdığı günlük türünde bir eser,inceleme yazısını da okudum.Aramaya devam ediyorum ama elinde olan veya bir yerde rastlayanınız var mı? Bu kitabı okumalıyım diye bir ses içimden dürtüp duruyor,susturamadım.

Kötü bir gün,kötü bir dönem eşit değildir kötü bir hayat.Bu pencereden bakmayı becerebildiğim haftaları kucaklamak istiyorum!

Huzurlu Geceler,Günler,Haftalar.

çav.


the poet act

morning passages

the hours



Saturday, March 3, 2018

Motivasyon,Ihlamur Etkisi ve Öneriler


Bir haftanın daha üstesinden geldik,tebrikler!

Nispeten güzel ve yine yorucu bir hafta geçirdim.Hafta boyunca ruh halim hava durumu gibi dengesizdi.Bir estim bir duruldum...

Bahsettiğim dershane bursluluk sınavının sonucu kötü geldi.Hem de baya kötü.Sonuç mesajını okuyunca ağzım açık kaldı.Sonra kendim de kontrol edince emin oldum.İlk başta fena halde üzüldüm itiraf edeyim.Başarısızlığa katlanamam,böyle anlarda pozitif de düşünemem.Sınav 11. sınıftandı ve bu yüzden bir nebze daha fazla üzüldüm.İçinde bulunduğum yılın sorularını aptal saptal dikkatsizliklerle çözememiştim.Fakat perşembe günü moralimi düzelten bir şey oldu.Dershanenin normal sınavlarından birine girdim,yine 11.sınıf denemesi,ve bu gayet iyi geçti; sonucum da diğerinden kat kat başarılı.Demek ki neymiş kendimizi yargılamadan önce biraz zaman verip ikinci maçı beklemek lazımmış.Hayat okulundan bir ders daha -dıptıs-

Sempozyum için hazırladığım bildiri kabul edildi.Nisanın sonunda bildirimi sunmaya gideceğim.Fazla bir heyecanım yok sadece neler olacağını merak ediyorum.Süreç benim açımdan bazı insanların tutumları yüzünden oldukça zorlu ve sıkıntılı geçti.Hepsinin üstesinden gelip kabul edilebilir bir makale yazabildiğim için mutluyum.Bir yıl sonra adını bir daha anmayacağım insanlara takılmak istemiyorum.Kötü anılarımda başrol olarak kalacaklar o kadar.Gerisini ektiğini biçme olayı halledecek,izlememe gerek yok.


Bu hafta bol bol Ihlamur içtim.Limon ekleyerek içmenizi öneririm.Yorucu günlerin akşamında ödül gibi geliyor.


Bu hafta da bir kitap bitirdim.Geçen hafta söylemiştim,adı ''Karanlıktan Sonra'' Haruka Murakami'nin.Fakat yanlışlıkla nobel ödüllü demişim,cıks değil.Başka bir Japon yazarla karıştırdım.Onu da şu anda okuyorum kitabın adı ''Beni Asla Bırakma'' Kazuo Ishiguro.

''Karanlıktan Sonra'' bu yıl okuduğum en güzel kitaplardan biri olabilir.Kendimi film seyrediyormuş gibi hissettim.Sadece bir geceyi anlatmasına rağmen bizi bir kamera yerine koyan akıcı dili,betimlemelerdeki sinematik bakış açısı ve yaşanan olayların verdiği ''Japonya'' hissi muhteşem.Her sayfayı büyük bir keyifle okudum.

Bein Festival'de Fransız ortak yapımı ''Land of Oblivion'' adlı çok güzel bir filme denk geldim.Film Ukrayna'daki nükleer santral patlamasından önceki günü ve yıllar sonra yaşananları anlatıyor.Sovyet esintisi olan filmleri nedensizce çok seviyorum.Tipik evler,karlı sokaklar ve olayların işlenişindeki durgunluk sanki sakinleştirici bir etkiye sahip.Bu film de aynen öyle hissettirdi.Biraz daha vurucu bir sonu olmasını isterdim,tahmin ettiğim gibi bir senaryoya bağlansa enfes olurdu.



''Lavendaire'' isimli aşırı güzel bir youtube kanalı keşfettim.Bu haftanın favori youtuberı kendileri oldu.Kişisel gelişim hakkındaki videoları gerçekçi ve gerçekten motive edici.İzledikçe kendimi iyi hissettim.Özellikle kendini sevmek ve ''hayır'' diyebilmek hakkında çektiği videolar ders niteliğinde.

Hayır diyebilmek daha kaliteli bir yaşam için altın kural.Başkalarının gönlünü tatmin etmek için gün içinde birçok şeye ''evet'' diyoruz.Çünkü bu kelimeyi söylemek daha kolay,sonucunda bir açıklama yok,iyi olarak anılmak istiyoruz ve herkesin mutluluğu için uğraşıyoruz.Fakat bazı noktalarda insan kendine de zaman ayırıp söz hakkı vermeli.Enerji önemli bir mesele.Bazen insan kendine depo etmeli.Bencillik değil,bir tür kişisel bakım.

Kendini sevmek konusu da bir başka altın kural.Hatta o kadar önemli ki birçok şeyde belirleyici oluyor.Örneğin mutlu olmak gibi.Kendini seven bir insanın kolay kolay mutsuz olacağını düşünmüyorum.Çünkü günün sonunda kendine sahip olduğu ve aynadaki görüntüsüyle barışık olduğu için hayatından hoşnuttur.Büyük meziyet.Kendini seven biriyseniz bunu ne olursa olsun kaybetmeyin.Benim gibi kendinden pek hoşnut olmayanlardansanız da acilen hoşnut olmaya odaklanın.Yol yakınken sevin kendinizi,sevelim kendimizi!

Blog +100k okunmaya ulaşmamış,söylememiştim.Sevindim! Okunmak,fikirlerinin değer gördüğünü görmek çok güzel bir his.Bunu bana yaşatan herkese teşekkür ederim.Burası fikirlerimin,duygularımın ve kendimin olgunlaştığı bir defter gibi.Sizin sayenizde motivasyon bulup daha çok yazmak istiyorum.Kendimi kendim gibi hissettiğim yegane şey.

Yazmam gereken denemeler,çalışmam gereken ders konuları ve çözmem gereken testler var,hepsi gerçekleşmek için beni bekliyor :_

Kaba,anlayışsız ve yobaz insanların tadımızı kaçırmadığı huzurlu haftalarımızın olması dileğiyle,

Çav!


Dünyadaki çiçek türleri yayılışını gösteren bir harita.Tumblr'dan buldum.

Hoşgeldin mart,hoş gel mart xo


Sunday, February 25, 2018

Kitaplar,Özeleştiri ve Birtakım Hisler ☕


Heyo,geçen hafta yazamamıştım.Aşırı sıkıcı ve yorucu bir haftaydı,elim yazmaya gitmedi.Anlatacaklar birikmiş,kahve eşliğinde yazmaya başlıyorum.Tam kıvamında yapmışım bu sefer.

Ortaokulu okuduğum okulun yıkıldığını gördüm.İş makineleri parçalarını topluyordu.Hala gördükçe garip hissediyorum.Gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum.Berbat zamanlarımın geçtiği koca bir bina şu an yok.Bana şunu düşündürdü: her şey geçici,her şey.O dönemlerimde bugün bu binanın enkaz halinde olacağını hayal etsem ''of keşke'' derdim.Şimdi sadece kötü anılarımın da o binanın altında ezilmesini dileyip susuyorum.Eat Pray Love'daki söz geldi yine aklıma: yıkım değişim için bir hediyedir,yıkım bir yoldur.Ne anlam çıkardım ama...


instagram: tık

Deli gibi kitap okumak hatta sadece kitap okumak istiyorum.İki haftada iki kitap bitirdim.Doymuş hissediyorum.Kitap okumak bana hep bu hissi veriyor.Sanki sevdiğim bir yemeği yiyorum ve bitince arkama yaslanıp -şükür- diyorum.Sonra başka bir zaman tekrar canım çekip yine istiyorum.Döngü böyle devam ediyor...Çok güzel bir ikinci el kitapçı keşfettik.Aslında keşfettik diyemem gördüğüm bir yerdi ama ilk kez bu kadar uzun süre gezdim.O kadar güzel kitaplar vardı ki.Hepsi eski ciltli,bazıları kopuk,bilmem kaç tarihinden kalma...oh miss.Eski fotoğraflar,koleksiyonlar ve gözlükler de vardı.Küçücük bir yer ama yarım saatten fazla bakındım.En son Oscar Wilde'ın Öyküler kitabını aldım.1999 basımı,bir gazeten çıkmış hali.Ne garip.Bunu o tarihlerde okuyan insanlar vardı ve ben 19 sene sonra okuyorum.1999'dan bu yana 8 sene falan geçmiş sanıyodum,19 sene ne ya; su gibi.

Oscar Wilde'a olan hayranlığım katlandı.Onunla kendimi özdeşleştiriyorum.Yazılarını ve sözlerini imrenerek,mutlu olarak okuyorum.Sanki dertlerimi anlayan beni yakından tanıyan biri gibi.Hani sorarlar ya tarihten biriyle akşam yemeğine vs. çıksanız kim olurdu? Oscar Wilde derdim,net.Ona anlatmak istediğim çok şey var.Saatlerce konuşalım bana tavsiye versin,ben de merak ettiklerimi sorayım.Rüyama girse bari,ne güzel olur.

Öyküleri de romanı kadar güzeldi.Diline alışık olduğumdan tanıdık birinin yazısı hissi kitap boyunca sürdü.En sevdiğim hikaye en bilindiklerinden ''Mutlu Prens'' oldu.Çeviriden kaynaklandığını düşündüğüm bir kesiklik var fakat verilmek istenen mesajlar akıp gidiyor,önemli olan da bu bence.Kitap eski olunca sayfaları bir bir elimde kaldı.Ben de bilgisayar masasının duvarında peace işaretli resmimin üzerine yapıştırdım.Hiç yapmayacağım şeydi ama hoş oldu,ufak değişiklikler gerek.


''Ne tuhaf,dedi.Hava pek soğuk olduğu halde vücudum sanki çok sıcak.
Prens 'çünkü iyilik ettin' dedi.''

''Bütün bahçemde bir tanecik al gül yok! diyordu; gözleri yaşla doluydu 'Ah şu mutluluk ne hiçten şeylere bağlı!''

Çevresine ışıklandırma alasım da var fakat benim gibi bir üşengeç bunu aylar sonra yapar.Küçük işleri halletme konusunda salağım.Mesela haftalarca kaleme ihtiyacım olsun almayı unuturum,ertelerim.Huyum kurusun.Yine böyle de güzel oldu sanki.

Üç gün gibi kısa bir sürede bitirdiğim diğer kitap ise ''Neden Yazıyordum*'' Geoger Orwell'ın denemelerinden oluşan bir kitap.Bu adama da hayranım.Kafası zehir gibi.Tam olarak onu böyle tanımlayabilirim.Zehir gibi biri.İngiltere tarihi,sosyalizm,dünyadaki savaşlar ve yazmak üzerine denemeleri var.Her biri ilgimi çektiğinden severek okudum.Ayrıca bilgilendim de.

''Mülkiyetin efendileri yalnızca kıçlarının üstüne oturdular ve her şeyin iyilik uğruna yapıldığını öne sürdüler.''

''Tüm yazarlar kibirli,bencil ve tembeldir ve yazma dürtülerinin altında bir gizem yatar.Kitap yazmak,acıdan kıvranan bir hastalığın uzun süren nöbetleri gibi insanı yiyip bitiren korkunç bir mücadeledir.İnsan,karşı koyamayacağı ve anlayamayacağı bir iblis tarafından itilmese kesinlikle böyle bir işe kalkışmadı.Biliyoruz ki iblis herkeste vardır ve bir bebeğin ilgi çekmek için ciyak ciyak ağlamasına yol açan içgüdünün aynısıdır.Fakat yine de sürekli kendi kişiliğini gizleme mücadelesi vermediği sürece insanın okunabilir hiçbir şey yazamayacağı da bir o kadar doğru.''
 (Arka Kapaktan)

Sıradaki kitap bir önceki yazıda Sevgili Momentos'un önedirdiği ''Ders Notları'' olacaktı fakat henüz teslim edilmediğinden Haruki Murakami'nin ''Karanlıktan Sonra'' adlı kitabıyla devam edeceğim.Uzak Doğulu yazarlara Kızıl Darı Tarlaları ve Nagazaki yüzünden hafif bir ön yargım var fakat Murakami nobel ödüllü popüler bir yazar.Annem de sevmiş.Arka kapaktaki yazı da cezbetti ''Gece yarısından sonra zamanın kendine özgü bir akışı vardır.Ona karşı koyamazsın...'' Hepsini hesaba katarsak seveceğimi umuyorum.

Baya bir kitap muhabbeti yaptım.Seviyorum filmler,kitaplar ve hobiler hakkında konuşmayı.İnsana bulunduğu zaman diliminden koparıyor.Daha ne olsun?!

Bugünlerde art arda iki tane aydınlanma yaşadım ve özeleştiri yaptım.Birincisi her şey hakkında yorgun hissetmemin sebebi kaygılarım.Yani bir iş için yüzde yüz emek vermiyorum aslında,yüzde otuzu falan kaygılar.Onlar yorgun hissettirince çok iş yapmışım hissediyorum.Oysa sadece kendi potansiyelimi engelliyorum.Bunu kıracağım,buna hakkım yok.

Bir diğeri beklentiler konusunda yine.Kimseden her şeyi yapmasını,benim istediğim gibi biri olmasını bekleyemem.İşler istemediğim gibi gitmeyince hayata ve insanlara küsemem.Çünkü hayatın olayı bu.Kontrol edemem,Kontrol etmeye çalışmak beni yorar.Hislerimi sorgulamam da lazım ayrıca.Kırıldıysam kırgınım,kızdıysam kızgınım...bitti gitti.

Bugün dershanenin bursluluk sınavı vardı.Gelecek sene için zaten kaydolmuştum ama yine de denemek için girdim.Garip bir şekilde az soru vardı ve kolaydı.Fakat yine fen kısmını sayısallara göre yapmışlar.Türkçe kısmını kolay yapıp sayısalları mutlu ederken bizi üzüyorlar,huh ytr.Sınavı bir elimde peçete burnumu silerek çözdüm.Bir de ilk kez sınav anında bir olay yaşadım,burnum kanadı.Bir şeyi ne kadar çok dilersem o kadar zorlaşıyor diyorum işte.Yine de moralimi bozmadım,napalım artık.

Bir hafta sonunu İzmir'de abimin yanında geçirmek istiyorum.Abimi de İzmiri de çok özledim.Şehir değiştirmek insanın bakış açısını da etkiliyor.Ya da insan beşeri şeylere gücü yettiğinden buna inanmak istiyor.

Sizin günleriniz nasıl geçiyor? nasılsınız? xo

Çav!











Saturday, February 17, 2018

Ölü Filozoflar Kahvesi - Kitap 📬


-Sokrates'in Ölümü-

Yılın,şimdilik,en beğendiğim kitabını okudum.Felsefe projesi için adından etkilenerek seçmiştim,doğru bir karar vermişim!

Kitap on bir yaşında felsefeye merak saran,Sofie'nin Günlüklerini okuyan Nora ve felsefe profesörü Vittorio Hösle'nin mektuplaşmalarından oluşuyor.Nora sorduğu zekice sorular ve verdiği düşündürücü cevaplarla aslında her çocuğun bir filozof olduğu görüşünü kanıtlar nitelikte.Ona felsefeyi kavratmaya,öğretmeye çalışan profösör ise ''Ölü Filozoflar Kahvesi'' adında bir kafede Sokrates'ten Kant'a, Magnus'a birçok filozofu anlatıyor;yorumlar yapıyor ve Nora'ya sorular soruyor.Okuyucu olarak biz de bu soru-cevap döngüsü içinde kendimizi kaptırıp gidiyoruz.Sorguluyoruz,düşünüyoruz ve yer yer merak ettiklerimi araştırıyoruz.En azından bende yaptığı etki bu şekilde oldu.Profesörün sorduğu her soruyu kendim de düşündüm,Nora'nın cevaplarına katılıp katılmadığımı sorguladım ve bilmediğim filozofları araştırdım.Her açıdan oldukça faydalı oldu,büyük haz aldım.Kaliteli düşünmek-sorgulamak mükemmel bir şey!

Sofie'nin Dünyasını erken bir yaşta okuyunca pek sağlıklı olmamıştı.Sanırım bu yüzden bu kitap bana daha güzel geldi.Ona göre çok daha basit ve detaysız.Bu yüzden Felsefe konusunda bir şeyler okumaya başlamak istiyorsanız bu kitap birebir.Sürekli takip etmeniz gerekmeyen bir akış içinde yüzeysel bir şekilde birçok şeyi öğrenebiliyorsunuz.Felsefenin refleksif özelliğiyle tanışıyorsunuz.

Kitap okurken benim gibi sevdiğiniz sözlerin altını çizmeyi tercih ediyorsanız kaleminizi yanınızdan eksik etmeyin derim çünkü bu kitapta hoşunuza gidecek çok şey var!

Alıntılarım:

''Tanrı gerçekliği göstermek için bazen yanıltır (Rene)''


''Belki de insan kendi ahlaki zayıflılıklarını dengelemek için ahlakçı olup kendi çocuklarına yaptığı haksızlığı telafi etmek amacıyla çocuklar için yeni bir teorik duyarlılık geliştiriyordur.''


''Naiflik,felsefede her şeyden çok gerekli.''


''Belki de Tanrı başlangıçta konuşabileceği biri olsun istedi.Tartışabileceği birisi.Bu yüzden bizi yarattığında bize özgür irade verdi.Ruhumuz sık sık onunla konuşur ve o bize nasıl karar verdiğimizi sorar.''


''....ahlaka uygun olansa,bir eylemi salt ahlaki olduğu için gerçekleştirmektir.'Ahlaklı davran'' kategorik bir imperatifir.''


''Bir şey Tanrı istediği için mi ahlakidir,yoksa bir şey ahlaki olduğu için mi Tanrı onu ister?''


''Bana göre Tanrı karşıtların birliğindedir.''


''Gelecekte neler yapacağım öngörülebiliyorsa hiçbir özgürlüğüm yok demektir.''


''Biliyor musun,her şey oluş içindedir ve gerçek güç zamandır.''


''Komünizm başarısız oldu,çünkü insanın günahkar yanını göz ardı etti.''


''Güneşin şimdiye kadar doğmuş olması gelecekte de doğmak zorunda olduğunu göstermez.''


''Yaşamın beraberinde getireceği ve onu ilginç kılacak bütün güçlüklere rağmen unutma ki,dünya güzel ve sen onun güzelliğine gelişmekte olan kişiliğinle katkıda bulunmalısın.''


''Felsefe yalnızca yetişkinlerin eline bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir!''


''Bence geriye dönmek istemek yerine yeniden başlamalı,yeni davranışlar ve bakış açıları geliştirmeliyiz,öyle değil mi?''


''Töreler ve gelenekler sık sık yanılıyorlar çünkü akıldan ve yürekten yoksun olabiliyorlar.''


''Pedagoglar ve psikologlar çocuklardan bir şey öğrenmek yerine onlar hakkında bir şey bilmek istiyorlar.''

***

curate ut valeas!