Sunday, December 17, 2017

Hafta Sonundan Notlar ☕


Yine bir Cumartesi.Bu sefer akşamüzeri,yazmak için geceyi beklemedim.

Bu hafta fena halde yoğun ve yorgundum.Güzel haberi vererek başlayayım,münazara yarışmasını bizim takım kazandı! Final konumuz ''sanat mı bilim mi toplumu geliştirir?'' idi ve sanatı savunan biz iki puan farkla kazandık.Fakat pek sevinemedim.Başarılı olmaya takıntılı olabilen biri olarak bu sefer büyük bir sevinç yaşamadım hele de final.Bunu haftanın yorgunluğuna ve münazara yüzünden yaşadığım strese bağladım.Halbuki ne çok abartıyorum her şeyi.Üstüne üstelik sonrasında abarttım diye kendimle çatışıyorum.Hayatımın özeti bu tam olarak.

Güzel bir haberim daha var ama henüz açıklamayacağım.Bir şeylerin daha kesinleşmesi ve ilerlemesi lazım.Sonrasında sizle de paylaşacağım.Bu blogda duyurulmayı hak eden bir haber,beklemede kalın...İnsan ilişkilerinde tahammül seviyemin sıfır olduğu bir haftaydı.Çünkü kendimle ilgili çatışmalar yaşarken bir de bir başkasına odaklanmak güç oluyor.Üstüne üstlük insanlar bencilce davranınca kayışlarım kopuyor.Birinin kalbini kırmaktan korkmama rağmen bazen insanların fena halde hak ettiğini düşünüyorum.Kırılan taraf olmak bakalım canıma ne zaman tak edecek?

Dün bizimkilerle Aile Arasında filmine gittik.Gülse Birsel ne iş çıkarmış merak ediyordum.Tam onluk bir filmdi.Kaliteli komedi unsurlarının yanında verdiği mesajlar da efsane.Örneğin film boyunca ahlakla,normalarla ilgili sorgulamalar yapıp bunların ne olup olmadığına kimsenin karar veremeyeceğini vurguluyor.Aynı zamanda en çok ahlaktan bahsedenlerin bahsettiği şeyden kendisinin yoksun olduğundan.

Bu hafta performans ödevlerini bitirip,can sıkıcı,sonrasında düzgünce ders çalışmaya başlamam lazım.Savsakladım baya.Zaman tıkır tıkır işlerken boş durmak en nefret ettiğim şeydir.Onu da halletmeye başlarsam içim rahatlayacak.Bakalım.


Cumartesi,sabahın köründe uyanmış olmanın haklı yorgunluğu.

🌻🌻🌻🌻🌻🌻


Pazara ışınlandım.

Dershaneye gitmeden önce kahve içiyorum.Pazar günleri dershane hiç çekilmiyor.Yorgunum ve yapmam gereken şeyler var ama akşama kadar dershanede olacağım.Ertesi gün okul.Pazar sabahlarını sevsem de akşamına doğru tadım kaçıyor.Ancak 15 Tatil keyfimi yerine getirebilir.

Matematik çözerken youtube'dan şarkı açacaktım ve ne zamandır dinlemediğim eski şarkıları keşfettim.Sizle de paylaşayım da hep beraber duygulanalım :')


Suavi - Hasret Türküsü



Candan Erçetin - Meğer



Gökhan Kırdar - Yerine Sevemem

Aynı anda bir sürü duyguyu yaşatabilen mükemmel şarkılar.Neyi hatırladığınızı veya ne için üzüldüğünüzü hatırlayamadan dinliyorsunuz.Efsaneler.

Cuma günü tesadüfen Kafkaokur aldım.Düzenli olarak almasam da böyle denk geldikçe almayı sevdiğim bir dergi.Hem kafamı dinlemek için de yardımcı olur diye düşündüm.Cumartesi gecesi bu aralar bayılarak içtiğim mavi çaydan hazırlayıp yatağa yayıldım.Bilirsiniz Cumartesi geceleri mutlaka film izlerim ama bu sefer daha rahat bir şekilde dinlenmek geldi içimden.İyi de oldu.Aralık ayının kapağında Ahmet Arif var.Adını duyduğum ve şiirlerinden birkaç alıntı bildiğim bir şairdi ama daha da yakından tanıdığım için mutlu oldum.Önemli bir değermiş.


🌻🌻🌻🌻🌻🌻

çav!















Saturday, December 9, 2017

Yoğun Günler,Yorgunluk,Çöküşler,Hayaller ve Planlar 🌻


Haftanın en sevdiğim zamanı: Cumartesi gecesi.Demli bir çay,yapılacakları halletmiş olmanın haklı gururu ve film,dizi,anime izlemek için beni bekleyen bomboş saatler.Miss gibi bir konsept.

Geçen haftadan beri münazara işleriyle uğraştım hala da uğraşıyorum.Perşembe günü konumuz ''Doğa mı insana hakimdir insan mı doğaya?'' idi.Doğanın hükümdarlığını savunarak kazandık.Çok hazırlandık,emek verdik; karşı takım da çok iyiydi.Zorlu ama başarılı bir münazara geçirdik.Sonrasında yine kura çekildi ve direkt finale bir takım çıktı...şimdi biz diğer kalan takımla bir maç daha yapacağız.Konu nükleer santraller ve biz nükleer santrallerin yararlarını savunuyoruz.''Eyvah'' dediğinizi duyar gibiyim.Greenpeace'i takip eden ve seven biri olarak profosyonel davranıp bir avukat edasıyla işimi yapacağım.İş iştir(!) Süre kısıtlı,bugünden çalışmaya başladık.Lütfen duanızı,güzel dileklerinizi ekrandan aktarıverin; hiç olmadığı kadar ihtiyacım var.Pozitif enerjinin gücüne inanıyorum.

Her şey mükemmel olsun derken buna kendimi dahil etmiyorum.Bütün işlerim süper ilerlesin diye çabalıyorum ama bir şeyi kaçırıyorum,ya ben? Genellikle hislerime göre hareket eden biri olsam da bazen dünyanın en mantıkçı insanı kesilip psikolojikmen kendime zarar verdiğimi göz ardı edebiliyorum.Bir şey de olmasın,bir şey de eksik kalsın...yok,olamaz(!) Farkında olmam bile iyi bir şey bence.Değişebilir mi? Sanmam.İlkokuldan beri böyleyim.Koç burcu olmam da etkiliyor zannımca.Huy işte,can çıkar o çıkmaz.

İnsan ilişkilerinde tahammül derecemin 0 olduğu bir dönemdeyim.Kimseyi alttan almak,nazını çekmek ya da üzülmesin diye hatasını söylememek istemiyorum.Bu konularda yazmaya dahi cesaret edemediğim zayıf noktalarım var.Fakat nedense içimden bu aralar böyle geçiyor.Galiba bunun en büyük sebebi daha önce de dert yandığım hayal kırıklıkları.Herkesin hayatında bazı beklentileri ve istekleri vardır.Benim de var.Fakat bendekilerin şöyle bir problemi var.Çok güç oluyorlar.Şükür etmemek ya da isyan değil ama bir şeyi istediğim vakit hep çok çabalamam lazım.Zaten güzel her şey için çaba gerekir ama benimki o hesap da değil.En minik bir şey bile olabilir,şansla kazanamam illa aşırı azim sonrasında sıkıntı...kendimi kastığımdan mı geliyor bu his? ...ne çok kendimle konuşuyorum.Resmen zihnimi okuyorsunuz bu blogda :')

Son iki haftadır mental ve bedenen bitmiş olsam da pozitif kalmamı sağlayan tek bir şey var.YILBAŞI YAKLAŞIYOR.Çocuk gibi heyecanlanıyorum hala.Renkli ışıklar,süslenmiş vitrinler,yılbaşı ağaçları.Nasıl mutlu olunmaz ki? Bu sene odamı süslemeye karar verdim.Salona da el atarım...belki ağaç da alırız.Babam pek sıcak bakmıyor annem kararsız evin çocukları biz istekli.Olmazsa da olmasın,süslemeyle de bir şeyler halledebilirim.Yılbaşı planını şimdiden yapmaya başladık ama bir eksikle...abim ne yazık ki gelemiyor.Finalleri varmış.Sinir oldum.Bizim de ertesi gün matematik sınavımız var.Rahat bırakın şu insanları da bir eğlensinler.Bir güncük...Klasik bir rutin olacak ama yine film izleyip,kordon boyu yürüyüp kendi ziyafetimizi yapacağız.Böyle özel günlerde evde olmayı seviyorum.Değerini çok daha iyi anlayıp sahip olduklarınızın farkına varıyorsunuz.

Instagramdaki ülke fotoğrafları paylaşan hesaplara kitlenmiş durumdayım.Ara sıra bakardım ama şimdi bazılarını takip edip günlük hayallere dalmaya başladım.En çok gitmek istediğim ülkeleri kafamda sıralıyorum.Fotoğrafa uzun uzun bakıp o sokakta fotoğraf çekindiğimi düşünüyorum.İlk durağım Londra-İng. olacak.Bayılıyorum o şehrin tarihi havasına,zarif görüntüsüne.Sonrasında Japonya.Ya Osaka ya da Tokyo.Işıklı gecelerde ya da huzurlu tapınaklarda zaman geçirmek istiyorum.Biliyorum rota baya bir ters oldu ama istek sırası işte,hayali.Son durak da İtalya.Floransa,Venedik,Roma gezisi.En olabilecek yer burası zaten,daha yakın ve ucuz.İlk üçüm bu şekilde...istediğim gibi gerçekleşebilse hiç durmadan Avrupa'yı gezip daha sonra Uzak Doğuyu tavaf ederdim.Bir aydır pasaportum var.Yazın belki abimle belki arkadaşlarımla bir yurt dışı seyehati yapmak istiyorum.Şunu gördüm ki seyahatler için cesur olmak gerekiyor.Ne parayı ne de şartları bekleyeceksin.Olduğu kadar olabildiği yere.Güzel slogan oldu,unutmayayım!

''Yalnız Bir Avcıdır Yürek'' kitabını bitirdim.Fikirlerimi kısaca demem gerekirse: beğenemedim.Beğenmeyi çook istedim ama olmadı.Spoiler olabilir ama bir intiharı bile 3 cümlede anlatmış yazar.Hiç benlik değil.Gereksiz olaylar sayfalarca anlatılmış intihar gibi trajik bir şey birkaç cümle.Cıks hiç hiç benlik değil.Olayların beni içine alması,detayları öğrenmem,karakterleri daha da yakından tanımam lazım.İngiliz Edebiyatını seviyorum bu konuda.Amerikalılar benim sınıfımda kaldı.Amma da üzülecekler şimdi,tüh demeseydim :'D

Son zamanlar şöyle ''işte bu'' dediğim bir film izlemiyordum ta ki ''Koş Lola Koş''u izleyene kadar.Kısa,felsefi,durmayan aksiyonlu ve kelebek etkili bir film.Mutlaka izleyin.Heyecanlanacak ve hayatınıza dair bazı şeyleri sorgulayacaksınız.Alman filmlerine bayılıyorum.Dilleri hoşuma gitmekle beraber olaylara bakışları,diyaloglar çok kaliteli oluyor.Fransızlardan bile başarılılar bence.

Geçen hafta ders anlamında muhteşemdi.Fakat bu hafta münazara yüzünden bocaladım.Yine de iki tane deneme sınavında da birinde ilk ona sonuncusunda da ilk beşe girerek güzel sonuçlar elde ettim.Haftanın en güzel haberi bu olabilir.Emeklerimin karşılığını aldığımda pamuk gibi biri oluyorum.Sakinlik çöküyor üzerime.Yine de fazla pamuklaşmamak lazım.Bir tık daha eforla daha iyi sonuçlar elde edebilirim.İstediğim yerler için henüz yeterli puanlar ortada yok.


Çok güzel bir kafe açılmış, geçen haftalarda keşfettik.Adı en sevdiğim mitolojik tanrının adı yani Apollon.Sahipleriyle çok güzel diyalog kurduk.İçimiz ısındı,buraya daha çok geliriz gibi duruyor.

💫💫💫


💫💫💫

Kafe barlar sokağına giden bu ara sokakta bulunuyor.İnanır mısınız altı yıldır Çanakkale'deyim ilk kez böyle bir sokak gördüm.Minicik ama oldukça samimi.

instagram: hopefulsalad

Durumlar böyle.Geleneği bozmayıp sonlara doğru planlardan bahsedeyim.Yine bir münazara, kazanırsak valinin de katılacağı final yarışması ve devamında dersler,yazılı haftası sonrasında yılbaşı heyecanı,hediyeleşmeler ve kutlamalar.Daha kafamda birçok plan uzaydaki meteor parçaları gibi geziniyor.Hayat biz planlar yaparken gerçekleşenler derler ya göreceğiz her şey nasıl sonuçlanacak.

Sizlerle bir şey paylaşmayı özlemişim,rahatladım.Her birinize güzel haftalar ve her konuda istediğiniz kadar başarı dilerim.Yapabiliriz,inanıyorum!














Wednesday, November 22, 2017

Yağmur,Öneriler ve Planlar ☕


Hafta ortasından bildiriyorum: modum da hava da yer yer yağışlı.



Şehir en sevdiğim haline sonunda büründü.Parklara sonbaharın elli tonu hakim,hava yağışlı ve hafif soğuk.İnsanlar atkısını,botunu,beresini giyinmiş elinde kahve yürüyor; sokaklar yaza nazaran sessiz...miss gibi.

Yazılılar bitti.Bütün sınavlarım güzel geçti,memnunum.Tek sayısal ders olan matematiğe olan ilgim artmaya başladı.Sözeller art arda gelince bayıyormuş,bunu gördüm.Hep bir ezber ezber...bazı şeyleri sırf yazılı için ezberleyip ertesi gün unutuyoruz.Gerçi hukuk okumak isteyen biri olarak bu kafayla bakmamam lazım ama.Yine bir 'gerçi' hukuk okurken istediğim alanda bir şeyler öğrendiğimden ilgimi çekiyor olacak.Matematiği sevmekten bahsedince aklıma Mean Girls'ten bir replik geliyor: ''Matematiği seviyorum çünkü her yerde aynı.''. Bence de en güzel yanı bu.Nereye giderseniz gidin üçgenin iç açıları,fonksiyon çözümü,problemler vs.aynı.Yapıyor olabilmenizin dilinizle,ırkınızla alakası yok.

Bu aralar yazamamaya başladım.Boş zamanım olduğunda bile iki kelimeyi bir araya getiremiyorum,ne oldu anlamadım.Galiba yazı yazarken her şeyi kafamda fazlasıyla şekillendiriyorum.Aynı konuşurken olduğu gibi.Bütün söyleyeceklerim aklıma bir anda hücum edince her şey allak bullak oluyor,saçmalıyorum.Sinir bozucu!

Yukarıda matematiği övüp yazamamaktan bahsetmem bir nebze dehşete düşürdü,easy boy.

Geçen Cumartesi manyaklar gibi bilgisayar başında oturdum.Yazılı haftasının gerginliğini üzerimden atmanın tek yolu buydu.Dizi olarak Stranger Things'i bitirdim.DEHŞETTİ.Dizinin konusunu nasıl anlatsam bilemedim ama içinde birçok şey var.Nostalji,bilim kurgu,macera,dram...işin en güzel kısmı ise bütün bu temanın baş rolünde çocukların olması.Bu her şeyi daha eğlenceli ve doğal kılıyor.İkinci sezon birincisinden çok daha güzeldi.Başlarda sıkılsam da sona doğru,özellikle son iki bölümde,heyecandan çıldırdım.



Diğer bir dizi de YEDİ NUMARA! Evvet o 2000'lerde çekilen Türk dizisi.Ne kadar özlemişim anlatamam.Yedi yaşımdayken tekrarlarını izlerdim on yedi oldum yine izliyorum.Üniversiteli gençlerin yaşamını,kültür çatışmasını anlatan öylesine güzel ve samimi bir dizi ki izlerken içim ısınıyor.Her gece uyumadan youtube'dan bir bölümünü izliyorum.Bir nevi yeni deşarj yöntemim.



Aynı gün bir de animemi bitirdim.Adı Inari Konkon,Koi Iroha.Fena değildi.Tanrısal şeyleri,okul hayatını ve aşkı konu alan tatlı bir anime.Sonunda gözlerim doldu,izlenebilir.

Ve Cumartesi gününü bir filmle kapattım.Indignation.Yahudi bir öğrencinin taşradan üniversiteye gelişini ve hayatına dair şeyleri anlatıyor.Oyunculukları beğensem de konunun işlenişinden hiç hoşlanmadım.Farklı yapalım derken tad kaçıran bir olay akışı yapmışlar.Filmlere zaman kaybı demeyi sevmem ama zamanımın boşa gittiğini hissetmedim değil :(

Yazılıların bitişiyle kitaplara da geri döndüm.''Yalnız Bir Avcıdır Yürek'' hala bitmedi.Sıkılmaya başladığımı itiraf etmeliyim.Yanlış söylüyor olabilirim ama galiba genel olarak Amerikan Edebiyatı olay hikayeciliğine dayanıyor.Ardı ardına olaylar anlatıyorlar ama karakterlerle ilgili duyguya çok az yer veriyorlar.Oysa ben biraz durum okumayı sevenlerdenim.Abartılmayan ayrıntıdan,betimlemeden hoşlanırım.Umarım kitap sonuna doğru güzelleşir ve beni pişman etmez.İsmine vurulmuştum oysaki.

Dil ve Anlatım performansı için ''Genç Werther'in Acıları''nı okuyacağım.Daha önce okuduğumu hissettiğim mektup tarzındaki bu kitabı çok sık duydum.Sonunda tanışacağım ya da anımsamış olacağım.Felsefe projesi için de ''Ölü Filozoflar Kahvesi''ni seçtim.Evet seçmemin tek nedeni içinde ''kahve'' sözcüğünün geçmesi,vizyonsuzluk(!) Felsefeye bu aralar fena halde merak saldım.Bu kitap da Sofie'nin Dünyası gibi felsefeye giriş kitabı olarak sayılıyormuş.İkisini de,her ne kadar ödev olsalar da,okuyacağım için heyecanlıyım.

Huh,bir çırpıda ne çok şey önermişim.Teması öneri olan bir yazıda bile bu kadar geveze olmam şimdi anlatasım tuttu.Bari yazının girişine gidip modumun da neden yağmurlu olduğundan bahsedeyim.

Tabi ki en büyük etmen endişeler endişeler endişeler.Öncelikle çalışma düzenine bir anda adapte olamadım ve şu aralar zerre kalem tutasım gelmiyor.Okul desen baydı.Gelecek seneyi düşünüp şuan oturmamın aşırı yanlış olduğu düşüncesi moral bozdu bla bla bla.Bu bir örnek olmakla birlikte içsel şeyler de yaşadım.Üstü kapalı anlatabilirim ama öyle de bir anlamı olmuyor.İçsel meseleler işte,kuruntular falan; anlarsınız.

Az önce bana çok iyi gelen,her zaman aşırı motive eden Jenny Mustard adlı kadının ve sevgilisinin videosunu izledim.Onlara bağımlıyım desem yeridir.Hayata bakış açıları beni çalışmaya motive ediyor.İki senedir falan takip ediyorum ve fena halde seviyorum...Her neyse işte ''Dünyada En Yaşanabilir 10 Kent'' diye bir listeyi yorumlamışlar.Yorumları falan okudum herkes heyecanlı bir şekilde şehrini anlatmış falan.Trajikomik bir gerçek gördüm.Şehirlerin kötü yanlarından bahsederken çoğunlukla havasından yakınmışlar.Vah vah.Bizim ülkede de herkes canının derdinde.Kendini kurtarma peşinde.Ne acı.Aynı dünyalarda bambaşka ambiyanslarda yaşıyoruz.Hayallerimi gerçekleştirip istediğim ülkeleri gezmek belki de birinde yaşamayı çok istiyorum.Sonuçta doğduğumuz yerle sınırlı kalmak istemiyor oluşumuz şartlar sağlandığı müddetçe en doğal hakkımız.

Ben yine okul münazarasına katıldım bu arada.Geçen seneki takımı koruduk.Bu sefer biraz daha öz güvenliyiz ve tekrar adaletsiz olmayacağını umuyoruz...

Bir diğer plan ise kendime güzel bir çalışma çizelgesi yapıp ygs-lys (sınav sisteminin adı benim için hep bu olacak) çalışmaya devam etmek.Evet,öğretmenin hazırladığına biraz ara vermek istedim çünkü beni biraz geriyordu...

Her şeyin düzgünce ilerlemesini çoook istiyorum.Keşke sadece çook istemekle her şey gerçekleşebilse.Dünyanın en mutlusu olurdum o zaman.Şimdi bana düşen bir de çoook mücadele etmek.Pof.

çav.

Saturday, November 11, 2017

Film,Klasik Müzik,Rüya ve Yaşananlar ☕


Yazamıyorum bu aralar.Hem vakit yok hem de cümleleri toparlayabilecek aklım.Perşembe gecesi bir gaza gelip yazı yazmaya başladım.Bir saat uğraştım ardından defalarca okudum, neyse sabaha yayınlarım dedim.Sonra taa Cuma akşamı okuldan geldim ve yine okudum okudum durdum.Sonuç olarak beğenemedim,saçmalamışım.Sildim.


Tatlı bir gün w-bizimkilerle xo

Huh.Bugün Cumartesi ve nispeten sevdiğim bir gün.İlhamım ve yazabilecek gücüm var.Dershaneden yeni geldim.Kahvesini istemeden fazla eklediğim kahvemi içiyorum.Acı kahve tadımı kaçırıyor.Çok şekerli de olmasın ama...orta kıvam olsun işte.Bakın şimdi bunu hayata bağlarsam orta kıvam kahve diye bir şey yok diyebilirim.Dramatik olarak böyle.Ya her şey acı,ya da şekerli...bir şekilde içerken tadınızı kaçırıyor.En iyisi üşengeç olmayıp tadı eşitlemek için bir şeyler yapmalıyız...oh edebiyat da yaptım :')

İlk yazılı haftam bitti.Pek zor dersler yoktu.Yine de fena halde yoruldum.Hepsinden güzel sonuçlar bekliyorum.Asıl benim için önemli olanlar haftaya.Matematik ve Edebiyat.Edebiyatı çok seviyorum.Matematikle biraz sorunlarım olmaya başladı.Kolay konular var aslında ama tek bir işlem hatası yaptığınızda sonucu yanlış çıkartacak türden konular var.Bu benim gibi hızlı çözmeye çalışıp bolca dikkatsizlik yapan biri için atlatılması gereken bir şey...derken sayısalcı abim geldi! Özlemişimmm.IT adlı korku filmini izleyeceğiz belki bir ara da Testereye gideceğiz.Bahsettiğim üzere beraber film izlemeye bayılırız,özellikle korku.Heyecanlıyım bu gece IT'i izleyeceğim.Beraber izleyeceğiz diye sabrettik yoksa ikimiz de 50 kere izlemiştik.

Filmlerden bahsetmişken Salı günü tv'den Maymunlar Cehennemin son filmini izledik.Evi sinemaya yeğlerim.Çok beklediğim ya da çevremdekilerin istediği bir film olmadığı sürece sinemada izlemekten hoşlanmıyorum.İnsanların sinemada konuşmaları,geç gelenler,hışırtı sesleri vs. sinir ediyor.Her neyse.Bilim kurgu pek sevmeyen biri olmama rağmen bu filmi çok sevdim.Animasyonlar o kadar başarılı ki gerçek hayata döndüğünüzde maymunlara filmdeki gözle bakmaya başlıyorsunuz.Hayvanlara olan sevgimi arttıran insanlıktan tekrar utanmama neden olan bir film oldu.Her şeyi mahvedip sonra cezalarını masum hayvanlara hatta bitkilere çektiriyoruz.Halbuki hayvanlar insanların çoğundan daha güzel kalpli.Bu sabah gördüm bir örneğini.Durakta beklerken kedi toprağa yatmış debeleniyordu.İçimden sevesim geldi ama alerjim olduğu için yanaşamadım.Kadının biri geldi biraz durduktan sonra markete gidip kediye yiyecek bir şeyler aldı.Nasıl sevindi görmeniz lazım.Heyecandan poşettekilere odaklanamadı manyak :'D Güzel düşünceli bir insan ve masum bir hayvanın bu anlarını izlemek içimi ısıttı.Keşke sevseydim,ben de bir şeyler yapabilirdim hissiyle gelen otobüse atladım.Umarım o tatlı kediyi bir daha görürüm!

Şua an spotify'da şarkı dinlerken aklıma size de bir şeyler önermek geldi.Çok güzel bir klasik müzik keşfettim.Ders çalışırken klasik müzik ya da opera dinlemeye bayılıyorum.Konseptim de şöyle: kahve/çay,pijama altı ve tişört,masaya yayılmış kitaplar-kalemler...Odaklanmamı ve daha motive hissetmemi sağladığına inanıyorum.Denemelisiniz.

🌼


Smetana - Moldau (Ma Vlast)

Bir taneyle olmaz! Birkaç tane önereyim mini playlist olsun.Zaten spotify'da birçok klasik müzik listesi var.Göz atarsınız.


Beethoven'ın ünlü Moonlight Sonata'sı.Çok güzel çok :')




Tomaso Albinoni - Adagio in G Minor // Bunu daha önce de önermiştim.En sevdiklerimden biridir.



Johann Sebastian Bach - Cello Suite No.1

🌼

Geçen hafta psikiyatristle konuştuğumda bana rüyaların önemiyle ilgili bir şeyler anlattı.Onunla konuştuktan sonra rüyalarıma odaklanmaya çalıştım.Normalde pek hatırlayan biri değilim,kırk yılda bir; o da kabus.(hayatımın özeti bu ya) Bu hafta Türkan Saylan'ı gördüm! Hem de bir davaya gidiyordu.Yani duruşma salonu falan görmedim ama sanki telepati ile anlaştık.Yüz güldüren bir rüya oldu.İçinde hem ilerici bir kadın hem de avukatlığa dair şeyler var.Alttan alttan güzel bir mesaj mı veriyor ne? Evet evet öyle,güzele yoruyoruum!

Aydınlanma Haftasından sonra pek farklı şeyler yaşamadım.Hatta modum bir tık düştü.Aman takmıyorum.Modunuzun ne derecede olduğuna takılmadan yaşayınca hayat daha kolay.Buna ya anlık yaşama deyin ya da başka bir şey.İnsan olduğumuzu kabul edip kendimizi rahatsız etmemeliyiz.Her modumun düştüğünde aklımın Buddha'nın aşırı sevdiğim bir lafı geliyor.''Mutlu olmanın yolları yoktur,mutluluk bir yoldur.'' Aynen öyle.

Yapmam gereken şeyler dağ kadar.İlk önce oturup sıkı bir şekilde matematik çalışmalıyım.Sonra edebiyat ve tarihe de göz atmam lazım.Saat 15:18 olmuş.Bu saatleri sevmiyorum.İnsanın ne yapacağını şaşırdığı bir saat...aman neyse laf lafı açmadan yazımı yayınlayayım.Sizle bir şeyler paylaşmayı özlemişim,tabi sizi de :')


Çav! ♥










Saturday, October 28, 2017

Ayla - Film



Dün sinemada izlediğim bu filmin etkisinden henüz çıkmış değilim...

FRAGMAN:




Türk sinemasının dram türünü çoğunlukla beğenmişimdir.Fakat böylesini ilk defa izledim.Hem çekimler hem oyunculuklar hem de konunun işlenişi mükemmel.Tek bir kusur dahi bulamadım.

Film Kore Savaşında cepheye giden Süleyman Astsubay ve savaş meydanında bulup evlat edindiği Ayla'nın iç burkan hikayesini anlatıyor.Birebir yaşanmış,kanıtlı bir hikaye.İşte filmin en dramatik yanı da bu.İzlediğiniz olaylar,savaş,göz yaşları gerçek.Acı gerçek...

Film boyunca ağladık.Bir ara sinirlerim bozuldu ve ağlamamak için resmen gözlerimi kapattım.Güney Koreli tatlı kızın oyunculuğu kalbinize öyle bir dokunuyor ki yaşananlar zorunuza gidiyor.Savaştan,savaşın getirdiği her şeyden tekrar ve tekrar nefret ediyorsunuz.

Filmin son sahnesinde hıçkırıklara boğulduk.Kendimizi salondan attıktan sonra beş dakika açık havada oturup sakinleşmeyi bekledik.Nasıl beğendik,nasıl etkilendik artık siz düşünün :')

Mutlaka bu filmi sinemalarda izleyin,izleyin ki emeklerin karşılığı alınsın.Aynı zamanda Oscar'a da adaymış.Aday diğer filmleri izlemedim ama bu filmin ödül alabilecek kadar kaliteli olduğuna inanıyorum.Uzun zaman sonra Türk yapımı bir filmi bu derece sevdim.

Türk Sineması ve film listem yeni bir unutulmaz kazanmış oldu,mutluyum; teşekkürler.

Dipnot: Yanınıza bolca peçete almayı unutmayın!!!

💗



Sunday, October 22, 2017

Aydınlanma Haftası ve Hoş Şeyler 🌿


Uzun zaman sonra fiziksel olarak daha çok yorulduğum bir hafta geçirdim.Adını koyamadığım aydınlanmalar yaşadım.Mesela fark ettim ki insanlara gereğinden fazla anlam yüklüyorum.Herkesi gözümde koymak istediğim yere koyuyorum.Bu genellikle değerlerinin üstünde oluyor.Sonra yine üzülen ben olup kendimi hayal kırıklığı yaşamaya mahkummuş gibi görüyorum.Oysa sorun böyle hissetmemin en başında.Fark etmek bile bir başlangıç,bunu çözmeye çalışacağım.

İlk kez bir şeyler anlatmaya direkt girdim çünkü fark ettim ki meşgul olmaktan güzel yazamamaya başladım.Örneğin dün gece bir güzel içimi döküp bu yazının ortasına gelmiştim ki ikinci kez okuduğumda postu direkt sildim.Biraz özele kaçmıştım ve kelimelerin yerleri anlamsızcaydı.Moral bozmadım,dün geceyi kendime ayırdım.Uzun bir aradan sonra anime izledim,''Midnight in Paris'' adlı filmin de çeyreğini falan izleyebildim.Yorgunluktan gözlerimi açamıyorum.Bu gece uyumadan önce kalan kısmı da izlemeyi düşünüyorum.Fena bir film değil,izlemeye değer.

Ders programıma başarılı bir şekilde uydum.Gerçekten istediğim zaman her şeyi yapabiliyorum.Bu özelliğimin yanında da klasik bir koç burcu olarak her şeye mükemmel hızlı ve kusursuz başlayıp çabuk bıkıyorum ya da sıkılıyorum.Ergenlik özelliği gibi gelse de tanıdığım koç burçlarının da hepsi böyle.Burcuma sevsem de ceremesi de çok.Dimi ama? :')

Geçen hafta bahsettiğim deneme sınavının sonucu açıklandı.Puanım asla istediğim gibi olmasa da sıralamam beklediğimden iyi geldi.Bu da demek ki herkes benim gibi zorlanmış.Sınav demişken birçok kez sızlandığım üni.sınavı da belli oldu.YKS diye bir şey.Ayrıntıları ilgilinizi çekmez diye anlatmıyorum ama ne iyi ne kötü diyebilirim.Her şey gibi avantajı ve dezavantajı olacaktır.Tabi bunu bulana kadar da bin şeyi değiştirip insanların psikolojileriyle oynadılar.Hazırlık okumasam bu yıl üniversite sınavına girecektim.Bazen ''ah keşke...'' desem de sonra hazırlığın bana kattıklarını hatırlayıp mutlu oluyorum.Olgunlaşmak,dil öğrenmek,liseye alışmak,dinlenmek...Bakalım seneye kadar bu sınav sisteminde neler değişecek.Sevinçle bekliyoruz(!)

Bloğun okunmalarında dikkatimi çeken bir şeyler oldu.Ukrayna'dan çok fazla okunma alıyorum.Önceleri de fazlaydı ama bu son haftalar haftalık ve günlükte resmen Türkiye'nin iki katı.Şok oldum ilk görünce,sonra abimi arayıp sordum.Bana bilgisayar terimleriyle bir şeyler anlattı,aklıma yattı.Beni oralardan okuyan biri olduğunu düşünmüyorum ama keşke olsa.Uluslararası okunmak mükemmel bir şey olurdu.Daha fazla insanın fikirlerimi okuması,hayatıma ortak olması,benimle konuşması...hayali bile mutlu etti.Belki bir gün gerçekleşir,aşırı isterim.

Cuma günü bizimkilerle okul çıkışı yemek yiyip kahve içtik.Çok huzurlu ve güzel bir gündü.Yoğun geçen haftaların arasında yapılan sosyalleşmeler ilaç gibi geliyor.İnsana her şeyi yapabilirsin hissini veriyor.

☕☕☕


☕☕☕

Cumartesi de spontane bir şekilde kendi kendime kısa bir vakit geçirdim.Dershane sonrası birkaç şey alıp Starbucksta kahve içtim.Evde tek başıma zaman geçirmeyi çok sevsem de sokakta tek başıma olmak pek hoşlandığım bir şey değil.Bu biraz sosyal utangaçlık vs. ile ilgili.Kendime bunun da gayet normal ve güzel bir şey olduğunu kanıtlamış oldum.Özellikle ne telefona baktım ne de kitap okudum.Sadece içinde bulunduğum ana odaklandım.Galiba bu psikolojik olarak önemli bir zafer kazandım.Her boş zamanında ya geçmişi ya geleceği düşünüp kaygılanan biri olarak üstelerinden gelip anın keyfini çıkardım.Bunu daha sık yapmaya çalışacağım.Hep dediğim gibi: minik zaferler önemli!

Ayın sonunda psikiyatristle görüşmem var.Her ay bir kere diye anlaşmıştık.Nelerden bahsedeceğimi düşünmeden gitmek daha rahat ve iyi hissettiriyor.Zaten çoğu şeyi konuşup elektriğimizi tutturmuştuk.Bundan sonrası daha kolay ve güzel geçecek diye umuyorum.Bu hafta mental olarak fena değildim mesela.Zamansız anksiyetelerime kulak asmamaya çalıştım.Öz güvenim yerlerde değildi.Kendimi beğendim,yaptıklarımı içten içe taktir ettim.AW.Böyle anlatınca bir hoşuma gitti.Kendimi izninizle tebrik ediyorum,en önemlisi devamını diliyorum,istiyorum,rica ediyorum.




Felsefe öğretmeni ''Hayatın anlamı nedir?'' adlı bir kompozisyon ödevi verdi.Üzerine düşünecek pek vakit bulamadım ama bir şeyler yazmaya başladım.Yine iç çelişkiler ve karmaşalar yaşasam da zaten felsefenin de amacı bu diye düşünüyorum.Bu kargaşayı yaşayıp kendi doğruma ulaşacağım.İç fırtınalardan sonra gelen sakinliğin tadını daha keyifli çıkarabileceğim.Belki haftaya neler yazdığımı paylaşırım,şimdilik görüntü bulanık.

Hoş bir yazı oldu sanki,kısa kesmeli o halde.

Kendinize iyi bakın.

Çav.



Sunday, October 15, 2017

Bir Film 🎨 Bir Kitap 🌻 // (Mona Lisa Smile-Theo'ya Mektuplar)

(01.38: Bu yazıyı sabahleyin yazmak için sabırsızlanıyorum.)



Geçen haftalarda bahsettiğim ''Mona Lisa Smile'' adlı filmi dün izleme imkanı buldum.Ertelediğim için kendime çok kızdım.Çünkü benim ''bu yıl izlediklerim'' listemde ilk beşe girdi.Çok sevdim,hayran kaldım.

Filmi izlememin ilk nedeni Julia Roberts'ın oynuyor oluşuydu.Bayılıyorum bu kadına.Güzel,yetenekli,mütevazi ve içten.Onu izlerken kendimi iyi hissediyorum.İstisnasız her filminde göz yaşlarıma hakim olamıyorum.Güçlü bir sanatçı,muazzam bir insan.

Filmin konusu ve oyuncu kadrasu da oldukça ilgi çekici.İdealist bir sanat tarihi öğretmeni olan Katherine (Julia R.) Wellesley adlı kızlara eğitim veren muhafazakar bir koleje kabul edilir.California'dan buraya sırf bu iş ve bir şeyleri değiştirmek için gelir.Film bu ilerici öğretmenin öğrencilerine farklı bakış açıları kazandırma mücadelesini ve 1950'lerdeki kadın rolünü anlatıyor.

Aynı zamanda film boyunca sanat,sanat tarihi ve olayları farklı değerlendirmeye dair bir sürü şey öğrenebiliyorsunuz.Film sanatı konu almasının yanı sıra başlı başına kendi de bir sanat filmi diyebilirim.Katherenie karakterinin tabuları yıkan konuşmaları,sanatı farklı biçimlerde ele alıp zaman zaman öğrencilerine sorduğu sorularla sizi de düşündürtmesi,ikili ilişkilerdeki eşitliğe dikkat çekişi...her şeyiyle kalite kokan bir film.

Oyuncu kadrosunun çoğu da kadınlardan oluşuyor.Hepsi de siması tanıdık olan kadın oyuncular.İzlerken ''aa bu kızı tanıyorum'' oluyorsunuz.Bu açıdan da sevdim.Başarılı kadın oyuncular ek roller yerine başrollerin hakkını vererek güzel bir iş çıkarmış.Ayrıca bir açıdan da ''Ölü Ozanlar Derneği''nin kadın versiyonuna benziyor.Onu izlemedim gerçi ama konusunu biliyorum.Bazı yorumlar da bu yönde.Ondan daha güzel bile olabilir.

Filmi izlerken sık sık duraklatıp ss'ler aldım.Sahnelerin her biri çok güzel açılarla alınmış ve hoş bir hava yakalanmış.Tabi bir de işin içinde Julia Roberts var!


:)


Filmin konusu sanat olunca Van Gogh'dan da bahsediliyor.


1950lerin zarif dokunuşlu kıyafetlerini de izliyoruz.Çok güzeller,çok.


En sevdiğim sahnelerden biri.


Bu güzel kareyi yakalamasam olmazdı.


<3

Bonus: Bu film sayesinde çoook anlamlı ve güzel bir şarkı keşfettim!



''It's Istanbul not Constantinople.''


Şimdi de gelelim geçen hafta bitirdiğim ''Theo'ya Mektuplar'' adlı kitaba.

Kitap Vincent Van Gogh'un Paris'te galeri yöneticisi olan kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor.Mektuplar sayesinde ressamın iç dünyasını daha samimi bir şekilde görüp sanat anlayışı hakkında fikirler ediniyoruz.Van Gogh favori ressamım olmamasına rağmen en farklı bulduğum sanatçılar arasında.Karnı açken bile kendini sanatla tatmin etmesi.sürekli bir şeyler üretme arzusu ve başarıyı yakalayabilmek için durmadan çalışması oldukça motive edici.Bu zengin iç dünyasında kendinize dair bir şeyler bulabilirsiniz.

Alıntılarım:

''Hem hayat bize niçin bağışlandı: bedenimiz acı içinde kıvrandığı zaman bile yüreğimizi zenginleştirelim diye değil mi?''



''Elden geldiği kadar çok sevmeliyiz,çünkü asıl güç sevgidedir.''



''Güçlükler,dertler her çeşitten engellerle karşılaşmamak güvenli olmak için bir neden değildir,kendimize kolay bir hayat düzenlemekten kaçınmalıyız.''



''Ne çok güzellik var sanatta! İnsan gördüğünü aklında tutabilirse,her zaman yapacak,düşünecek bir iş bulur kendine,yalnız kalmaz hiç,gerçekten yalnız sayılmaz.''



''Sanat doğaya eklenmiş insandır.''



''Canı isteyen üzülsün,ben bıktım üzüntüden.Çayırkuşu bahar günü ne kadar neşeliyse o kadar neşeli olmak istiyorum.''



''...Çünkü sanatçı demek 'hep arayan ve yetkini hiçbir zaman bulamayan insan' demektir.''



''Aslanım unutmayalım ki küçük heyecanlar hayatlarımızın büyük kaptanlarıdır ve hiç farkına varmadan dinleriz onları.''



Benim için ise sanat hayatı çekilir kılan yegane şeydir.





çav.